
Ankara’nın eski hanlarının önünden geçerken çoğumuz taş duvarlara, avlulara, ahşap kapılara bakarız. Oysa üç yüz yıl kadar önce o hanların içinde yalnızca kervanlar konaklamıyordu.
Avrupa’nın büyük tüccarları Ankara’nın peşindeydi.
Sebebi altın değildi, gümüş değildi.
Tiftikti.
yüzyıldan itibaren Ankara keçisinin tiftiği ve bundan elde edilen iplik, Avrupa tekstil dünyasının aranan hammaddelerinden biri olmuştu. Venedikli, Leh ve İngiliz tüccarların ardından Fransızlar ve Hollandalılar Ankara pazarında giderek daha görünür hale geldiler.
yüzyılın başında Hollandalıların Ankara tiftik ipliği ticaretindeki ağırlığı öylesine artmıştı ki Hollanda’ya gönderilen Ankara tiftik ipliğinin yaklaşık üçte ikisini onların taşıdığı tahmin ediliyor. İpliğin önemli adreslerinden biri Hollanda’nın büyük dokuma merkezlerinden Leiden’di.
Böylece Ankara’dan başlayan görünmez bir yol oluşmuştu:
Ankara’dan İzmir’e kervan, İzmir’den Avrupa’ya gemi...
Fakat yabancı tüccarların Ankara pazarına girişi her zaman sakin olmadı.
Tarih Mart 1706.
İngiliz tüccarlar 1693’ten beri Ankara’da tiftik satın almak amacıyla bir ticaret temsilciliği bulunduruyordu. Ancak 1706’da gerilim sokağa taştı.
Kaynakların aktardığına göre bir grup İngiliz tüccarlara saldırdı. İngilizler canlarını kurtarmak için Ankara’daki hanlardan birine sığındılar ve Osmanlı askerlerinin gelip kendilerini kurtarmasını beklediler.
Bugün önünden farkına varmadan geçtiğimiz Ankara hanlarından birinin kapısının ardında, üç yüz yirmi yıl önce böyle bir sahnenin yaşandığını düşünmek bile kentin tarihine başka türlü bakmamıza yetiyor.
Üstelik 1706 sıradan bir yıl değildi.
Avrupa’da devam eden İspanya Veraset Savaşı ticareti sarsmış, ihracat düşmüş ve Ankara tiftik ipliğinin fiyatı üzerinde ciddi baskı oluşmuştu. Araştırmalar, Ankaralı ve Osmanlı tüccarlarının bu dönemde zararına satışa karşı birlikte hareket ettiğini gösteriyor.
Buradaki ayrıntı özellikle önemli:
Türk, Ermeni, Rum ve Yahudi tüccarlar aynı ekonomik çıkar çevresinde buluşabiliyordu.
Karşılarında ise Ankara’nın değerli ürününü Avrupa pazarına taşımaya çalışan İngiliz, Fransız ve Hollandalı ticaret çevreleri vardı.
Mücadele yalnızca mal almak ve satmak meselesi değildi.
Fiyatı kim belirleyecekti?
Kervan yolunu kim kontrol edecekti?
Tiftik ipliği İzmir’e hangi koşullarda ulaşacaktı?
Asıl kazanç kimin cebinde kalacaktı?
Ankara’nın hanlarında konuşulan meseleler bunlardı.
Dahası var.
Hollandalı tüccarlar Ankara pazarına girmeye çalışırken Osmanlı tüccarları da yalnızca bekleyip mallarını onlara satan pasif aracılar olarak kalmadılar. Özellikle Ankara ve İzmir’in Rum ve Ermeni tüccarlarının Hollanda ticaret ağlarının içine girdiğini gösteren araştırmalar var.
Hikâyenin ucu Amsterdam’a kadar uzanıyordu.
Yani Avrupa Ankara’ya gelirken, Ankara’nın ticaret dünyası da Avrupa’nın içine giriyordu.
Bu nedenle eski Ankara’nın Çengel Han’ına, Kurşunlu Han’ına, Bedesten’ine yalnızca tarihî yapılar olarak bakmak eksik kalır.
Buralar bir zamanlar uluslararası ticaretin Ankara’daki sahnesiydi.
Belki de Ankara tarihinin en az hatırlanan dönemlerinden biri budur.
Bugün bürokrasiyle özdeşleştirdiğimiz kent, üç yüz yıl önce Avrupa tüccarlarının peşinden koştuğu bir ürünün fiyatının belirlendiği; İngilizlerin, Hollandalıların ve Fransızların rekabet ettiği; yerli tüccarların kendi çıkarlarını korumaya çalıştığı hareketli bir ticaret merkeziydi.
Ve 1706’da bu mücadele öylesine sertleşmişti ki İngiliz tüccarlar bir Ankara hanına sığınmak zorunda kalmıştı.
Hanların taş duvarları konuşabilseydi, belki bize Ankara’nın hiç bilmediğimiz başka bir yüzünü anlatırlardı:
Bir zamanlar Avrupa, Ankara’nın kapısında tiftik bekliyordu.