İnsan, hayatının büyük bir bölümünü çalışarak geçiriyor. Peki yaptığı iş gerçekten onu mutlu ediyor mu?

Mesleğini severek yapmak, yalnızca para kazanmak değil; sabah uyandığında yaptığı işin bir anlamı olduğunu hissedebilmek demek. İnsan sevdiği bir işi yaptığında, yorulsa bile o yorgunluğun içinde bir tatmin bulabiliyor. Çünkü emek verdiği şey, sadece geçimini sağladığı bir iş olmaktan çıkıyor.

Ama herkes hayal ettiği mesleği yapamıyor. Kimi ekonomik şartlar nedeniyle, kimi ailesinin yönlendirmesiyle, kimi de karşısına çıkan fırsatları değerlendirmek zorunda kaldığı için istemediği bir işte çalışıyor. Zamanla insanın içinde sessiz bir soru büyüyor:

“Ben gerçekten istediğim hayatı mı yaşıyorum?”

Belki de mutluluk, her gün işine koşarak gitmekten ibaret değil. Bazen yaptığı işin değerini bilmek, bazen kendini geliştirebilmek, bazen de emeğinin karşılığını aldığını hissetmek yeterli.

Çünkü meslek sadece bir unvan değildir. İnsan yaptığı işle kendini ifade eder, hayaller kurar, çevresine dokunur ve hayatına bir yön verir.

Asıl mesele belki de şu: Kazandığımız paradan önce, kaybettiğimiz zamanı düşünüyor muyuz?

İnsan sevmediği bir işte yıllar geçirebilir. Ama sevdiği bir işi yapabildiğinde, geçen yılların içinde kendinden bir parça bulabilir.

Belki de gerçek başarı, yalnızca mesleğinde yükselmek değil; yaptığın işin içinde kendini kaybetmemektir.