T T 34

Bir meşe yaprağının damarlarında, insanlığın yazı tarihine uzanan küçük bir sır saklı.

Yaprağın arkasındaki yuvarlak, sert çıkıntı ilk bakışta böcek yuvası sanılabilir. Oysa bu yapı, meşe ile mazı arısı arasındaki şaşırtıcı ilişkinin izidir.

Dişi arı yumurtasını meşenin tomurcuğuna ya da yaprağına bırakır. Yumurtadan çıkan larvanın etkisiyle ağacın büyümesi değişir; meşe, larvanın çevresinde ona barınak ve besin sağlayan özel bir doku oluşturur. Bu yapıya mazı denir.

Mazıyı arı yapmaz, meşe büyütür. Ancak bu büyümeyi başlatan, arının bıraktığı yumurtadır.

Bazı mazı arılarının yaşam döngüsünde yalnızca dişilerden oluşan kuşaklar görülür. Kimi türlerde eşeyli ve eşeysiz kuşaklar sırayla yaşar; farklı kuşaklar, meşenin başka bölümlerinde, farklı biçimlerde mazılar oluşturabilir. Yani her mazı arısının öyküsü aynı değildir. Ama ortak bir nokta vardır: Meşenin dokusunda gelişen bu küçük yapı, insanlık için beklenmedik bir değer taşır.

Mazı, tanen bakımından zengindir. Taneni arı üretmez; arının etkisiyle değişime uğrayan meşe dokusunda yoğunlaşır. İnsanlar bu mazıyı ezip içindeki maddeleri çıkarmayı, ardından demir tuzlarıyla karıştırmayı öğrendi. Böylece koyu renkli ve kâğıda iyi tutunan demir mazı mürekkebi ortaya çıktı. Arap zamkı gibi maddeler de mürekkebin daha iyi akmasına yardımcı oluyordu.

Bu mürekkep, yazıyı yalnızca kâğıdın üzerine bırakmıyor, ona tutunuyordu. Kolayca silinmemesi ve zamanla kalıcılığını koruması, onu önemli belgelerde kullanışlı kıldı.

Meşe mazısının izi, Leonardo da Vinci’nin kalem ve mürekkeple yaptığı çizimlerde de karşımıza çıkıyor. Burada söz konusu olan tablolarının boyası değil; çizimlerinde ve yazılarında kullandığı mürekkep. Bir meşe yaprağında başlayan doğa hikâyesi, Rönesans’ın büyük ustasının çizgilerine kadar uzanıyor.

Osmanlı yazı kültüründe de mazı, mürekkep tariflerinde yer buldu. Osmanlı mürekkepçileri mazıyı; is, göztaşı, mersin yaprağı ve başka maddelerle birlikte kullanabiliyordu. Osmanlı belgeleri üzerinde yapılan incelemeler de demir mazı mürekkebinin yanı sıra is temelli mürekkebin kullanıldığını gösteriyor. Ancak her fetvanın mazı mürekkebiyle yazıldığını söylemek için yeterli kanıt yok. Daha doğru olan, mazı mürekkebinin Osmanlı belge ve yazı dünyasının bilinen malzemelerinden biri olduğunu söylemek.

Bir meşe yaprağında başlayan bu hikâyenin vardığı yer şaşırtıcı: Bir yanda Leonardo’nun çizgileri, öte yanda Osmanlı’nın yazı ve belge kültürü…

Arı yumurtasını bırakıyor, meşe onun çevresinde mazıyı büyütüyor. İnsan ise bu küçük yapıyı öğütüp demirle buluşturuyor; düşüncesini, hükmünü, kaydını kâğıda geçiriyor.

Bazen tarihin büyük sayfalarında, gözden kaçan küçücük bir iz vardır. Bu kez o iz, bir meşe yaprağının damarlarında saklı.