T T 26

Ankara denildiğinde akla önce bozkır gelir.

Bozkır denildiğinde ise insanın zihninde kuraklık canlanır.

Oysa bu şehir, bir gün suya yenildi.

11 Eylül 1957 günü Ankara'nın üzerine yağan yağmur, sıradan bir sonbahar yağmuru değildi. Asıl yağış şehir merkezinin doğusunda, Hatip Çayı'nın beslendiği yamaçlarda etkili olmuştu. Saatler içinde büyüyen su kütlesi, önüne çıkan her şeyi sürükleyerek Ankara'ya ulaştı.

Bentderesi, Mamak, Saimekadın, Demirlibahçe, Gülveren, Dışkapı ve Akköprü...

Birbiri ardına sular altında kaldı.

Evler yıkıldı.

Köprüler çöktü.

İnsanlar çamurlu sel sularına kapıldı.

Felaketin ardından can kaybına ilişkin farklı rakamlar açıklandı. İlk günlerde gazeteler çok daha yüksek sayılar yazdı. Sonraki resmî değerlendirmeler ve akademik çalışmalar ise yaklaşık 169 Ankaralının bu afette yaşamını yitirdiğini ortaya koydu. Rakamlar değişse de değişmeyen gerçek şuydu: Ankara, Cumhuriyet tarihinin en acı günlerinden birini yaşamıştı.

Ertesi sabah gazeteler aynı duyguyla çıktı.

Ulus gazetesi manşetine, "Ankara dün sel felaketine uğradı." diye yazmıştı.

Hürriyet, "Ankara'daki büyük sel felaketi." başlığını kullanıyordu.

Bir gün sonra Yeni Sabah, "Ankara feci bir gün yaşadı." diyordu.

Tercüman ise belki de en dokunaklı cümleyi seçmişti:

"Ankara'da büyük bir matem havası var."

Bazen tarih, resmî raporlardan çok gazete manşetlerinde saklıdır.

Çünkü o manşetlerde rakamlardan önce insanların yaşadığı korku vardır.

Bu felaket yalnızca can kaybına yol açmadı.

Ankara'nın şehircilik anlayışını da değiştirdi.

Bentderesi'nin ve diğer açık dere yataklarının ıslah edilmesi hızlandı. Zamanla birçok dere beton duvarların arasına alındı, üzeri kapatıldı ya da görünmez hâle geldi.

Bugün üzerinden yürüdüğümüz bazı yolların altında bir zamanlar akan dereler bulunduğunu çoğumuz bilmiyoruz.

Belki de bu yüzden Ankara, hafızasını yalnız yangınlarda değil, sellerde de kaybetti.

Bir zamanlar çocukların kıyısında oynadığı suların yerinde bugün asfalt var.

Suyun sesi çekildi.

Hatırası da onunla birlikte sustu.

Tarih bazen bir yangının küllerinde saklanır.

Bazen de çekirgelerin gölgesinde.

Ama bazen bütün bir şehrin hafızasını, sessizce çekilen sular götürür.

Bugün Bentderesi adını biliyoruz.

Fakat o adın ardında, bir sonbahar günü suya kapılan hayatları, yıkılan evleri ve matem içinde sabahlayan Ankara'yı artık çok az kişi hatırlıyor.

Belki de "Gizlenenin Peşinde" olmanın anlamı tam da budur.

Şehrin unuttuklarını yeniden hatırlamak...

Çünkü bir kentin gerçek tarihi yalnızca ayakta kalan binalarda değil, kaybolan derelerinde de yaşar.