Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde silahlı saldırı düzenlendi. 15 yaşındaki şüpheli, okul önünde henüz bilinmeyen bir nedenle uzun namlulu silahla etrafa rastgele ateş açtı, saldırı sonucu ikisi ağır 11 kişi yaralandı.

Daha altı ay önce, iki gün içinde Siverek ve Maraş’ta okullar basıldı. 10 insan hayatını kaybetti, 30 kişi yaralandı. Bu artık “münferit olay” değildir. Bu, bir ülkenin eğitim sisteminin ve toplumsal yapısının alarm veren çöküşüdür.

Okul dediğimiz yer, çocukların hayata hazırlandığı, güven içinde büyüdüğü alan olmalıydı. Ama bugün okullar; şiddetin, korkunun ve güvensizliğin mekânına dönüşmüş durumda. İktidar ise her zamanki refleksiyle hareket ediyor: Yayın yasağı koy, gerçeği ört, birkaç kişiyi görevden al ve konunun üzerini kapat. Ancak bu kez toplum susmuyor. Bu kez öfke büyüyor. Öğretmenler iş bırakıyor. Hatta iktidara yakın sendikalar bile sessiz kalamıyor.

Çünkü mesele bir olay değil, bir sistem sorunudur.

Derin yoksulluk, çocukları okuldan koparıyor. Açlık, eğitimin önüne geçiyor. Umutsuzluk, gençliği tüketiyor. İktidar ise bu tabloya rağmen hâlâ ideolojik mühendislik peşinde. “Dindar nesil” hedefiyle başlatılan süreç, eğitimi bilimden uzaklaştırmış, toplumu kutuplaştırmış ve geriye götürmüştür.

23 yılda 9 Millî Eğitim Bakanı değiştirildi.

Bu bile başlı başına bir istikrarsızlık göstergesidir. Son bakan Yusuf Tekin ise eğitimi düzeltmek için değil, dönüştürmek için göreve getirilmiş bir isim görüntüsü veriyor. Cumhuriyetin temel kazanımlarıyla hesaplaşmayı önceleyen bir yaklaşımın, eğitimde kalite üretmesi mümkün değildir. Laik eğitim sistemi zayıflatılırken, çocukların güvenliği ve eğitimin niteliği göz ardı edilmektedir.

Bugün okullarımızın en temel sorunu güvenliktir. 59 bini aşkın devlet okulunun büyük çoğunluğunda güvenlik görevlisi yok. Okullar adeta “korumasız alanlar” hâline gelmiş durumda. Bu tabloya rağmen güvenlik görevlisi önerisi “tasarruf” gerekçesiyle geciktiriliyor. Aynı devlet, yüz milyarlarca lirayı vergiden muaf tutabiliyor. Demek ki mesele kaynak değil, önceliktir.

Öğretmen yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Okullarda temizlik yok, sağlık hizmeti yok. Çocukların bir kısmı aç. Rehber öğretmen yetersiz, psikolojik destek yok denecek kadar az. Akran zorbalığı yaygın. Yani çocuklar hem fiziksel hem psikolojik olarak korunmuyor.

Öte yandan toplumun genelinde de bir çürüme yaşanıyor. Televizyonlarda şiddeti yücelten mafya dizileri, sosyal medyada normalleşen saldırganlık, sokakta artan bireysel silahlanma… Uyuşturucu ise artık kapı eşiğinde değil, evin içinde. Tüm bunlara karşı etkili bir mücadele politikası yok.

Bu tablo tesadüf değildir. Bu, yıllardır biriken yanlış politikaların sonucudur.

Ve çözüm bellidir:

Okullara kadrolu güvenlik ve sağlık personeli atanmalıdır.
Her çocuğa ücretsiz yemek ve temiz su sağlanmalıdır.
Rehberlik ve psikososyal destek sistemi güçlendirilmelidir.
Şiddet, bağımlılık ve zorbalıkla mücadele eden önleyici programlar yaygınlaştırılmalıdır.
Toplumdaki şiddet kültürüne karşı kapsamlı bir sosyal politika hayata geçirilmelidir.
Ama bunların hiçbiri, mevcut anlayış değişmeden mümkün değildir.
Çünkü sorun sadece eksiklik değil, zihniyettir.
Bugün Türkiye’de eğitim sistemi, çocukları koruyamayan bir noktaya gelmiştir. Ve bir devlet, çocuklarını koruyamıyorsa; orada sadece eğitim değil, gelecek de tehlikededir.

Artık mesele şudur:

Çocukları mı koruyacağız, yoksa bu düzeni mi?