T T 25

Ankara Oyunlarında Gizlenen Eski Türk Kozmolojisi

Bir halk oyunu yalnızca eğlence midir?

Bir kıyafet yalnızca giyinmek için mi tasarlanmıştır?

Bir adım, bir bakış, dizin yere kırılması ya da ayağın toprağa sertçe vurulması sadece estetik bir hareketten mi ibarettir?

Ankara'nın seymen geleneğine bu gözle bakıldığında cevap çoğu zaman "evet" olur. Oysa bu cevap, bizi yalnızca görünen dünyada bırakır. Çünkü seymen oyunları, görünenin ardında binlerce yıllık bir hafızayı taşır. O hafıza, bozkırın rüzgârını, atın nefesini, kartalın gökteki süzülüşünü, kurdun sessiz yürüyüşünü ve koçun toprağı eşeleyen meydan okuyuşunu bugüne ulaştıran sembolik bir dildir.

İşte bu yüzden Ankara oyunları yalnızca folklor değildir. Onlar, hareket hâline dönüşmüş bir dünya görüşüdür.

Anadolu'ya gelen Oğuz boyları beraberlerinde yalnızca dillerini ve inançlarını getirmediler. Aynı zamanda beden hafızalarını da getirdiler. Yazıya geçirilmeyen pek çok bilgi, nesilden nesile türkülerle, kıyafetlerle, ritüellerle ve oyunlarla aktarıldı. Seymen geleneği de bu büyük kültürel mirasın en canlı örneklerinden biridir.

Seymen, yalnızca cesur bir Anadolu yiğidi değildir. Aynı zamanda eski Türk kozmolojisinin yaşayan temsilcisidir. Onun duruşunda savaşçı vardır; yürüyüşünde bozkır vardır; bakışında kartalın yüksek ufku, adımlarında ise toprağı yurt edinen insanın kararlılığı saklıdır.

Eski Türk düşüncesinde insan, doğadan ayrı bir varlık olarak görülmezdi. İnsan; dağın, ağacın, suyun ve hayvanın oluşturduğu büyük kozmik düzenin bir parçasıydı. Varlık, birbirinden kopuk unsurlardan değil, birbirine bağlı canlı bir bütünden meydana geliyordu. Bu nedenle hayvanlar yalnızca av ya da yük taşıyan canlılar değildi; aynı zamanda karakterin, cesaretin, bilgeliğin ve kutsallığın sembolleriydi.

Seymen oyunlarının dikkatle izlenmesi, bu sembollerin hâlâ yaşadığını gösterir.

Oyuncunun göğsünü öne çıkaran vakur duruşu kartalı hatırlatır. Kartal, Gök Tanrı'ya en yakın varlıktır; yüksekten görür, doğru zamanı bekler ve kararsızlık göstermez. Seymenin başını dik tutuşu, yalnızca gururun değil, göğün bilgeliğine yönelmiş bir bakışın ifadesidir.

Ayağın toprağa sert vuruşu ise yalnızca ritim oluşturmaz. Bu hareket, bozkır insanının yurt edindiği toprağa aidiyet yemini gibidir. Toprak burada cansız bir zemin değil, ataların emaneti ve geleceğin teminatıdır. Her sert adım, "Bu toprak benim varlığımdır." diyen sessiz bir bildiridir.

Bazı figürlerde görülen öne eğilmeler, ani doğrulmalar ve toprağı eşeler gibi yapılan hareketler ise koçun davranışlarını çağrıştırır. Türk mitolojisinde koç; kuvvetin, bereketin, üretkenliğin ve mücadele ruhunun sembolüdür. Koç, saldırmadan önce toprağı eşeler; bu yalnızca fiziksel bir hazırlık değil, iradenin dışavurumudur. Seymenin aynı hareketi tekrar etmesi, binlerce yıllık bir sembolün beden diliyle yeniden kurulmasıdır.

Sert dönüşler, çevreyi sürekli denetleyen bakışlar ve ani yön değiştirmeler de bozkır kurdunun izlerini taşır. Kurt, eski Türk kültüründe yalnızca efsanevi bir ata değildir; bağımsızlığın, yön bulmanın ve özgürlüğün simgesidir. Seymenin çevresini kollayan tavrı, bireysel bir gösteriden çok toplumu koruma sorumluluğunu temsil eder.

Bu sembolik dünya yalnızca hareketlerde değil, kıyafetlerde de yaşamaktadır. Cepken, kuşak, silah, çizme ve başlık; işlevsel olmalarının ötesinde, savaşçının vakarını, disiplinini ve sorumluluğunu temsil eden kültürel işaretlerdir. Seymen kıyafeti, adeta beden üzerine yazılmış tarihî bir metindir.

Bu nedenle Ankara oyunlarını yalnızca "halk oyunu" olarak tanımlamak eksik kalır. Onlar, hareket eden bir kültür metnidir. Her adım, her duruş ve her figür; eski Türk kozmolojisinin, Anadolu'nun tarihsel katmanlarının ve bozkır medeniyetinin sessizce konuşan cümleleridir.

Belki de bugün seyrettiğimiz seymen gösterilerinde alkışladığımız şey yalnızca estetik değildir. Farkında olmadan, bin yılı aşkın bir kültürel hafızanın hâlâ nefes alışına tanıklık ediyoruz. Seymenin dili, aslında geçmişin bugüne fısıldadığı kadim bir dildir. Onu okuyabilenler için her figür, insanın evrendeki yerini yeniden hatırlatan ontolojik bir metne dönüşür.