Denizlerde yeni av sezonunun başlamasına sayılı günler kaldı. Balıkçılar 1 Eylül’de “Vira Bismillah” diyerek ağlarını denizle buluşturacak. Karadeniz’den gelen ilk işaretler ise bu sezonun balık açısından oldukça bereketli geçeceğini gösteriyor.
Özellikle palamut konusunda balıkçıların umutları yüksek. Denizdeki gözlemler, bu yıl palamut başta olmak üzere birçok balık türünde bolluk yaşanabileceğine işaret ediyor. Balığın bol olması elbette sevindirici bir haber.
Ancak Türkiye’de artık her güzel haberin bir de “ama”sı var! Balık bol olacak ama balığı tüketicinin sofrasına ulaştırmak kolay olmayacak.
Çünkü balıkçı için denize açılmanın maliyeti her geçen gün artıyor. Mazot fiyatlarındaki yükseliş, teknenin denize çıkmasından avlanmaya, limana dönüşten balığın pazara taşınmasına kadar bütün süreci doğrudan etkiliyor.
Denizde bol balık olması, balığın mutlaka ucuz olacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine, balıkçının en büyük giderlerinden biri olan akaryakıt fiyatları yüksek olduğu sürece, avlanan balığın karaya çıkması ve özellikle büyük kentlere ulaştırılması ciddi bir maliyet oluşturuyor.
Sofraya yolculuğu pahalı
Karadeniz’de avlanan balığın İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük tüketim merkezlerine ulaştırılması gerekiyor. Bunun için soğuk zincirin korunması, araçların çalışması ve taşıma maliyetlerinin karşılanması şart.
İşte burada büyük bir çelişki ortaya çıkıyor. Denizde balık bol, fakat balığın karadan sofraya yolculuğu pahalı!
Balıkçının tekne masrafı, mazotu, personel gideri, liman giderleri ve diğer maliyetleri yükselirken balığın fiyatını çok fazla düşürmek de mümkün olmayabilir. Çünkü balıkçı, avladığı ürünün satışından elde ettiği gelirle yaptığı masrafları karşılamak zorunda.
Aksi halde balıkçı denize açılmanın bile ekonomik anlamda anlamsız hale geldiğini düşünebilir.
Bu durum yalnızca balıkçıyı değil, tüketiciyi de ilgilendiriyor. Çünkü balığın bol olduğu bir sezonda vatandaşın pazarda ve markette ucuz balık görmesi beklenirken, yüksek taşıma ve akaryakıt maliyetleri bu avantajı ortadan kaldırabilir.
Vatandaş tezgaha bakacaklar
Yani deniz bereketli olacak, ağlar dolacak, kasalar balıkla taşacak ama vatandaş tezgâhın önüne geldiğinde yine fiyatlara bakıp geçmek zorunda kalabilir.
Özellikle dar gelirli vatandaş açısından tablo daha da düşündürücü. Etin, tavuğun ve diğer protein kaynaklarının fiyatlarının yüksek olduğu bir dönemde balık, vatandaşın daha uygun fiyatla kaliteli proteine ulaşabileceği önemli bir alternatif olabilir. Fakat balık denizde ucuzlayıp sofrada pahalı kalırsa, bu avantajın hiçbir anlamı olmayacak.
Asıl mesele de burada…
Balığın bol olması yetmez. Balığın vatandaşın satın alabileceği fiyattan sofraya ulaşması gerekir.
Bu nedenle yeni av sezonunda yalnızca “Balık çok çıkacak mı?” sorusuna değil, “Balık kaça satılacak?” sorusuna da cevap aranmalı.
Balıkçının emeği korunmalı, üretim maliyetleri dikkate alınmalı ama tüketicinin de ucuz ve sağlıklı gıdaya ulaşması sağlanmalı.
1 Eylül’de balıkçılar denize açılırken hep birlikte “Vira Bismillah” diyecek. Dileğimiz; ağların balıkla, sofraların da bereketle dolması…
Çünkü bu ülkede balığın denizde bol olması kadar, dar gelirli vatandaşın sofrasında da bol olması gerekiyor.
Aksi halde deniz bereketini gösterir, ama vatandaş yine boş tabağa bakar!