Modern hayat, insanı sürekli bir şeylere yetişmek zorunda bırakan görünmez bir yarışın içine sürüklüyor. İşler, sorumluluklar, ilişkiler, beklentiler ve başkalarının ihtiyaçları derken günler hızla birbirini takip ediyor. Bu yoğunluğun içinde insan, kendi ihtiyaçlarını fark etmeyi ve kendine zaman ayırmayı giderek erteliyor.
Herkese yetişmek çoğu zaman fedakârlık olarak görülüyor. Birinin sorununu çözmek, bir başkasının yanında olmak, sorumlulukları eksiksiz yerine getirmek ve kimseyi yarı yolda bırakmamak değerli davranışlar olarak kabul ediliyor. Ancak sürekli veren taraf olmak, zamanla kişinin kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmesine neden olabiliyor.
İnsan başkalarının hayatındaki eksikleri tamamlamaya çalışırken kendi içindeki yorgunluğu fark etmeyebilir. Dinlenmek ertelenir, kişisel istekler geri plana atılır, kırgınlıklar biriktirilir. “Daha sonra” denilen her şey zamanla insanın kendi hayatından uzaklaşmasına dönüşür.
Oysa insanın kendisine ayırdığı zaman bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. Sürekli üretmek, çalışmak, ilgilenmek ve yetişmek kadar durmak da hayatın doğal bir parçasıdır. Çünkü tükenen bir insanın başkalarına verebileceği güç de zamanla azalır.
Kendine yetişmek, başkalarını önemsememek anlamına gelmez. Aksine, kişinin kendi sınırlarını tanıması ve yaşamındaki dengeyi korumasıdır. Her sorunu çözmek, her beklentiyi karşılamak ve herkesi memnun etmek mümkün değildir. İnsan, başkalarının hayatındaki sorumlulukları üstlenirken kendi hayatının sorumluluğunu ihmal etmemelidir.
Bazen yapılması gereken en önemli şey, bir adım geri çekilip hayatın hızını azaltmaktır. Sessiz kalmak, dinlenmek, düşünmek ve kişinin kendi ihtiyaçlarını yeniden fark etmesi, kaybedilmiş bir zamanı geri kazanmak değil; yaşamın merkezini yeniden kurmaktır.
Hayat yalnızca başkalarına yetişmek için harcanacak kadar uzun değildir. Başkalarının ihtiyaçları kadar kişinin kendi ihtiyaçlarının da önemli olduğu kabul edilmelidir.
Çünkü insanın kendisine ayırmadığı her zaman, bir süre sonra kendi hayatından eksilir.
Herkese yetişmek başarı değildir. Asıl mesele, başkalarının arasında kendini kaybetmeden kendi hayatına da yetişebilmektir.