Screenshot 20260715 100832 Chat G P T-1

Ankara denildiğinde çoğumuzun aklına geniş bulvarlar, meydanlar ve Cumhuriyet'in simgesi olmuş kamu binaları gelir. Oysa ben bugün sizi başka bir Ankara'da dolaştırmak istiyorum.

Sokak tabelalarının arasında…

Çünkü bu şehrin en sessiz tanıkları, belki de her gün önünden fark etmeden geçtiğimiz o küçük levhalardır.

Bir şehrin sokak isimleri yalnızca adres tarif etmez. O şehir kendini nasıl görmek istiyorsa, hafızasını nasıl kurmak istiyorsa, çoğu zaman bunu tabelalar aracılığıyla da anlatır. Hele söz konusu Ankara gibi Cumhuriyet'in başkenti ise, sokak isimleri sıradan bir belediyecilik işi olmaktan çıkar; devletin, dönemin ve toplumsal hafızanın aynasına dönüşür.

Ben Ankara'ya üniversite öğrencisi olarak geldim.

Yıl 1974…

Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti.

Bu şehirde yaşadım, çalıştım, sokaklarında yürüdüm. Nice mahalle büyüdü, nice meydan değişti. Ama en çok da tabelaların sessizce değişmesine tanıklık ettim.

Başlangıçta Ankara benim için yalnızca bir öğrencilik şehriydi.

Sonra fark ettim ki bu kent, binalarından çok isimleriyle konuşuyor.

Her sokak adı, her cadde levhası, geçmişten bugüne uzanan görünmez bir hikâye taşıyor.

Cumhuriyet öncesinin Ankara'sında bugünkü anlamıyla düzenli sokak isimlerinden söz etmek kolay değildir. İnsanlar yollarını mahalle adlarıyla, camilerle, hanlarla, çeşmelerle ya da "filanca konağın yanı" gibi tariflerle bulurdu. Sokaklar çoğu zaman yaptıkları işle anılırdı; Demirciler, Saraçlar, Bakırcılar…

Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte Ankara yalnızca başkent olmadı; aynı zamanda yeni devletin kendisini ifade edeceği büyük bir sahneye dönüştü.

Bu yeni sahnenin dili yalnızca mimari değildi.

Sokak isimleri de bu yeni dilin önemli parçalarından biri hâline geldi.

1920'lerin sonlarından başlayarak ve özellikle 1930'lu yıllarda hız kazanan isimlendirme çalışmalarıyla Ankara'nın haritasına yeni bir hafıza işlendi.

Atatürk Bulvarı…

Cumhuriyet Caddesi…

Ziya Gökalp Caddesi…

Müdafaa-i Hukuk adını taşıyan sokaklar…

Bunlar yalnızca adres değildi.

Yeni kurulan Cumhuriyet'in hangi değerlere yaslandığını anlatan sembollerdi.

Yıllar geçti.

Türkiye'nin siyasal iklimi değiştikçe tabelalar da değişmeye başladı.

Özellikle 1980 sonrasında birçok cadde, sokak, park ve meydanın adı yeniden düzenlendi. Kimi isimler kaldırıldı, kimileri eklendi. Şehitler, millî kahramanlar, tarihî şahsiyetler ve farklı dönemlerin öncelikleri Ankara haritasına yeniden işlendi.

Ben bütün bu değişimleri gözlerimin önünde yaşadım.

İlginç olan ise şuydu:

Resmî tabelalar değişiyor, fakat insanların hafızası kolay kolay değişmiyordu.

Ankaralılar yıllarca eski isimleri kullanmaya devam etti.

Bugün bile bir taksiye binip "eski adıyla..." diye başlayan bir tarif verdiğinizde çoğu şoför nereye gitmek istediğinizi anlar.

Çünkü şehirlerin hafızası, belediye meclisi kararlarından daha uzun ömürlüdür.

Ankara'da beni en çok düşündüren ayrıntılardan biri ise Anıtkabir çevresindeki bazı sokak adlarıdır.

Ordular…

İlk…

Hedef…

Akdeniz…

İleri…

Bu isimler yan yana düşünüldüğünde, Mustafa Kemal Atatürk'ün Büyük Taarruz sırasında verdiği "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" emrini güçlü biçimde çağrıştırır.

Bunun bilinçli bir bütün olarak mı tasarlandığını kesin olarak söylemek kolay değildir.

Ama her geçişimde bana bu tarihî cümleyi yeniden hatırlatır.

Ankara bazen tarihin en büyük cümlelerini bile sessiz tabelaların içine saklamayı başarır.

Benzer bir durum Tandoğan Meydanı'nda da yaşandı.

Resmî adı bugün Anadolu Meydanı olsa da, Ankara'da yaşayanların büyük bölümü hâlâ oraya Tandoğan demeye devam ediyor.

Demek ki isimler yalnızca tabelalarda yaşamıyor.

Asıl yaşadıkları yer insanların hafızası.

Bugün de bu hikâye bitmiş değil.

Belediyeler değişiyor.

Siyasi iklim değişiyor.

Yeni parklar açılıyor.

Yeni caddelere yeni isimler veriliyor.

Bazen eski isimler kaldırılıyor.

Her değişiklik, dönemin dünyaya nasıl bakmak istediğine dair küçük ama önemli bir iz bırakıyor.

İşte bu yüzden ben Ankara'nın tabelalarına yalnızca yön levhası olarak bakamıyorum.

Onlar bana bir şehrin biyografisini anlatıyor.

Bir ülkenin siyasi tarihini…

Toplumsal hafızasını…

Unutmak istediklerini…

Ve hatırlatmak istediklerini…

Bir şehri anlamak için bazen müzelerine değil, sokak tabelalarına bakmak gerekir.

Çünkü resmî kararlar levhaları değiştirebilir.

Ama hafızayı değiştirmek çok daha zordur.

Bir dahaki sefere Ankara sokaklarında yürürken başınızı biraz kaldırın.

Bir tabelaya dikkatle bakın.

Belki de o küçük levha, size kalın tarih kitaplarının anlatamadığı kadar çok şey söyleyecektir.

Çünkü Ankara'nın gerçek hikâyesi, yalnızca taş binalarında değil; sessizce önünden geçip gittiğimiz tabelalarında da yaşamaya devam ediyor.