Screenshot 20260908 111516 Chat G P T

Yuval Noah Harari’yi uzun zamandır dikkatle okuyorum. Hatta açık söylemeliyim: Çağımızı anlamaya çalışan düşünürler arasında beni en fazla etkileyen isimlerden biridir. Neredeyse bütün kitaplarını okudum. Homo Deus ise bende başka bir iz bıraktı. Çünkü Harari bu kitapta geleceği anlatmaktan çok daha ürkütücü bir şey yapıyor: Bugün “insan” dediğimiz varlığın tarihsel bir ara form olabileceğini düşündürüyor.

Benim asıl ilgimi çeken de tam burası.

İnsanlık tarihinin büyük kırılmalarında hep yeni bir üretim biçimi, yeni bir iktidar düzeni ve nihayet yeni bir insan tipi ortaya çıktı. Tarım toplumu başka bir insan yarattı; sanayi toplumu başka, modern ulus-devlet başka. Şimdi ise dijitalleşme, biyoteknoloji ve yapay zekâ, yalnızca kullandığımız araçları değiştirmiyor. İnsanın karar verme biçimini, hafızasını, ilişkilerini, hatta kendisini tanımlama biçimini değiştiriyor.

Başka bir kuşak geliyor.

Ama benim “başka kuşak” derken kastettiğim yalnızca telefonla büyüyen çocuklar değil. Çok daha derin bir dönüşümden söz ediyorum. Algoritmalarla yaşayan, kararlarının bir bölümünü makinelere devreden, hafızasını dijital ortama taşıyan, bedeniyle teknoloji arasındaki sınırı giderek kaybeden bir insan profili doğuyor.

Harari’nin Homo Deus’ta açtığı en önemli tartışmalardan biri budur: İnsan, kendi biyolojik sınırlarını aşmaya başladığında ne olacaktır?

Binlerce yıl boyunca insanın temel meselesi doğaya karşı hayatta kalmaktı. Şimdi ise insan ilk kez kendi doğasını değiştirebilecek araçlara yaklaşıyor. Genetik müdahaleler, yapay zekâ, biyomühendislik, insan-makine bütünleşmesi ve devasa veri sistemleri önümüzde bambaşka bir uygarlık ihtimali açıyor.

Fakat burada çok önemli bir sorun var.

GELECEK HERKESE EŞİT GELMEYECEK.

Bence Harari’nin düşüncesinin en sarsıcı taraflarından biri de budur. Sanayi Devrimi dünyanın bütün toplumlarını aynı ölçüde sanayileştirmediği gibi, yapay zekâ ve biyoteknoloji devrimi de bütün insanlığı aynı geleceğe taşımayacaktır.

Yeni çağın gerçek sermayesi yalnızca petrol, toprak veya para olmayabilir.

Veri olacaktır.

Hesaplama gücü olacaktır.

Algoritma olacaktır.

Bilgi üretme ve bilgiyi işleme kapasitesi olacaktır.

Bunlara sahip olan devletler, şirketler ve toplumlar yalnızca ekonomik üstünlük kurmayacak; insanlığın geleceğinin hangi yönde gelişeceğine de müdahale edebilecektir.

İşte burada benim zihnimi uzun zamandır kurcalayan soru başlıyor:

DÜNYANIN GERİ KALANINA NE OLACAK?

Orta Doğu’ya ne olacak?

Afrika’ya ne olacak?

Asya’nın teknoloji merkezlerinin dışında kalan yüz milyonlara ne olacak?

yüzyılın büyük güçleri dünyanın hemen her coğrafyasına ihtiyaç duyuyordu. Petrolüne, madenine, emeğine, pazarına, askerine veya stratejik konumuna…

yüzyılda ise daha ürkütücü bir ihtimal beliriyor: Bazı toplumların sömürülmesinden bile önce, küresel sistem açısından önemlerini kaybetmeleri.

Bu ayrım çok önemlidir.

Çünkü sömürgecilik zalimceydi ama sömürgeci, sömürdüğü coğrafyaya ihtiyaç duyuyordu. Yeni teknolojik düzende ise bazı ülkeler küresel üretim ve karar mekanizmalarının dışına düşebilir. Dünya ekonomisinin merkezleri giderek daha az insan emeğiyle daha fazla değer üretebildiğinde, milyarlarca insanın ekonomik ve siyasal pazarlık gücü ne olacaktır?

Harari’nin zaman zaman kullandığı sert kavramlardan biri burada karşımıza çıkar: “işe yaramaz sınıf.”

Bu ifade insanları değersiz ilan etmek anlamına gelmez. Tam tersine, mevcut ekonomik sistemin insanlara verdiği işlevin ortadan kalkabileceğine ilişkin bir uyarıdır. Bir insanın ahlaki değeri ile ekonomik sistem içindeki faydası aynı şey değildir. Fakat kapitalizmin ve devletlerin bu ayrımı nasıl yöneteceği henüz bilinmiyor.

Ben özellikle Orta Doğu açısından meseleyi burada önemsiyorum.

Çünkü geleceğin dünyasında yalnızca petrol sahibi olmak yetmeyebilir. Genç nüfusa sahip olmak da tek başına avantaj olmayabilir. Hatta teknoloji üretemeyen ülkelerde büyük genç nüfus, avantajdan çok ağır bir toplumsal probleme dönüşebilir.

Eğer bir ülke algoritmayı üretmiyor, yalnızca kullanıyorsa; veriyi yönetmiyor, yalnızca sağlıyorsa; teknolojiyi tasarlamıyor, yalnızca satın alıyorsa, bağımsızlığının anlamı da değişmeye başlayacaktır.

Belki de 21. yüzyılın sömürgeciliği askerî olmayacaktır.

Bir ülkenin başkentini işgal etmeniz gerekmeyecek.

İnsanlarının davranışlarını öngörebiliyor, tercihlerini yönlendirebiliyor, verisini işleyebiliyor ve ekonomik kararlarını dışarıdan belirleyebiliyorsanız, egemenliğin klasik tanımı zaten tartışmalı hale gelecektir.

Harari’yi bu nedenle önemsiyorum.

Her söylediğine katıldığım için değil.

Soruları doğru yerden sorduğunu düşündüğüm için.

Üstelik Harari’nin kehanetlerde bulunmadığını da unutmamak gerekir. Onun metinlerini değerli kılan, “gelecek kesinlikle böyle olacak” demesi değildir. Aksine, teknolojik imkânlarla siyasal tercihlerin birleşmesi halinde hangi geleceklerin mümkün olabileceğini göstermesidir.

Benim Harari’ye duyduğum hayranlığın temelinde de sanırım bu var.

Bize rahatlatıcı cevaplar vermiyor.

İnsanlığın ilerlediğini söyleyip arkasına yaslanmıyor. İlerlemenin kimin ilerlemesi olduğunu soruyor. Teknolojinin insanı özgürleştireceği söylenirken, teknolojinin kimin elinde bulunduğunu hatırlatıyor. İnsan ömrünün uzamasından söz edilirken, bu imkâna kimin erişebileceğini sorguluyor.

Ve sonunda çok eski bir soru yeniden önümüze geliyor:

İNSAN NEDİR?

Fakat bu defa sorunun yanında daha tehlikeli bir soru daha bulunuyor:

İNSANIN NE OLACAĞINA KİM KARAR VERECEK?

Belki de önümüzdeki yüzyılın büyük mücadelesi petrol, sınırlar veya ideolojiler üzerine olmayacak.

İnsanın kendisi üzerine olacak.

Bir tarafta biyolojisini, zekâsını ve yaşam süresini teknolojiyle geliştirebilen küçük bir kesim; diğer tarafta teknolojiyi yalnızca tüketen milyarlar…

Eğer böyle bir ayrışma gerçekleşirse, insanlık tarihinde ilk kez ekonomik sınıflardan daha derin bir eşitsizlikle karşılaşabiliriz.

Biyolojik ve bilişsel eşitsizlikle.

İşte Homo Deus’u bitirdiğimde bende kalan asıl huzursuzluk budur.

Yeni insan geliyor olabilir.

Ama asıl mesele onun nasıl bir insan olacağı değildir.

ASIL MESELE, O GELECEĞE KİMLERİN KABUL EDİLECEĞİDİR.