Hayat bazen duymak istemediklerimizi önümüze çıkarır. Maruz kaldığımız mobbing, alttan alta söylenen sözler, müdahale edemediğimiz insanlar… Kimisi de yüzleşmekten kaçtığımız gerçeklerdir. Bazen yüzleşmek isteriz ama yüzleştiğimizde parçalanacağımızı bildiğimiz için susmayı seçeriz.
Ben anneme kızardım mesela. Her şeye sessiz kaldığı için… Haksızlığa uğradığında, hakkında bir şey söylendiğinde, insanların düşüncelerine maruz kaldığında neden cevap vermediğini anlamazdım. Ben olsam söylerdim, karşılığını verirdim, kendimi anlatırdım. Çünkü insanın kendini savunması gerektiğine inanırdım.
Belki de doğrusu budur, diye düşünürdüm. Belki de insan her şeye cevap vermelidir. Kendini anlatmalı, yanlış anlaşılmaya izin vermemeli, hakkında söylenen her sözün karşısında durmalıdır.
Ama büyüdükçe bazı sessizliklerin de bir cevap olduğunu anlamaya başladım.
Belki annemin doğrusu benim doğruma hiç benzemiyordu. Belki onun için her şeye cevap vermek, her düşünceyi düzeltmeye çalışmak gereksizdi. Çünkü insan bazen ne kadar anlatırsa anlatsın, karşısındaki yine kendi görmek istediğine inanıyor.
Sessizliğin bir sükûneti var.
Annemin asil duruşunun da biraz buradan geldiğini düşünüyorum. Kimsenin düşüncesine göre yaşamamak… Her söylenene cevap vermenin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini kabullenmek… Kendini ispat etmek zorunda olmadığını bilmek.
Belki de asıl güç, herkesin karşısında kendini anlatabilmekte değil; anlatmak zorunda olmadığını bilmektir.
Ben yıllarca onun sessizliğini güçsüzlük sandım. Oysa belki de sessiz kalmak, insanın kendine verdiği en büyük değerdir. Çünkü her sözün bir karşılığı olmak zorunda değildir. Her haksızlığa cevap vermek, her insanı ikna etmek, herkesin zihnindeki yanlışları düzeltmek bizim görevimiz değildir.
Bazı insanlar hayatımızdan geçer, bazı sözler üzerimizde kalır, bazı davranışlar içimizde iz bırakır. Fakat bütün bunlara cevap vermek zorunda değiliz.
Bazen susmak, kendini korumaktır.
Bazen geri çekilmek, yenilmek değil; kendini bir tartışmanın, bir düşüncenin ya da bir insanın seviyesine indirmemektir.
Belki de hayatın bize öğrettiği en zor şeylerden biri budur: Her şeyi düzeltmek zorunda değiliz. Herkes bizi anlamak zorunda değil. Ve biz, herkesin düşüncesine göre yaşamak zorunda hiç değiliz.
Annemin sessizliğine kızdığım yıllarda aslında onun benden çok daha önce öğrendiği bir şeyi anlamıyordum.
Bazı cevaplar söylenmez.
Ve anladım ki, her savaşa girmek zorunda değiliz…