
Bazı gemiler yalnızca yolcu taşımaz; bir milletin geleceğini de taşır.
Cumhuriyet henüz bir yaşındadır. Ülke yorgundur. Savaşlardan çıkmıştır. Fabrika yok denecek kadar azdır. Mimarlık emekleme dönemindedir. Okuryazarlık son derece düşüktür. Yeni devlet, yalnızca yolları ve binaları değil, zihniyeti de yeniden inşa etmek zorundadır.
Tam da böyle bir zamanda sessiz ama çok büyük bir karar alınır.
29 Ekim 1924'te, Cumhuriyet Bayramı'nın ilk kutlamalarının gölgesinde, yurt dışına öğrenci gönderilecek ulusal bir sınav açılır. Genç Cumhuriyet, geleceğini birkaç bavula sığdırıp Avrupa'ya göndermeye karar vermiştir. İlk kafile ise Ocak 1925'te limandan ayrılır.
O gemiye bugün dönüp baktığımızda aslında bir yolcu listesi değil, Cumhuriyet'in kültür atlasını görürüz.
Mahmut Cüda...
Ulvi Cemal Erkin...
Necip Fazıl Kısakürek...
Ekrem Akurgal...
Sadi Irmak...
Suat Hayri Ürgüplü...
Henüz kimse değildir onlar. Gençtirler. Belki biraz heyecanlı, biraz da ürkek... Ama Cumhuriyet onların omuzlarında yükselecek sanatı, bilimi, düşünceyi ve kültürü görmüştür.
Mustafa Kemal Atatürk'ün o unutulmaz sözü, aslında bu yolculuğun özetidir:
"Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum; volkan olup dönmelisiniz."
Bu cümle yalnızca gençlere söylenmiş bir temenni değildir. Bir devletin kendisi için çizdiği kültür politikasıdır.
Bugün sıkça "sanatçı" sözcüğünü kullanıyoruz. Oysa sanatın tarihi, birkaç dakikalık şöhretlerden çok daha eskidir. İnsanlığın mağara duvarlarına bıraktığı ilk izlerden Antik Yunan'ın ideal oranlarına, Bizans ikonalarından Rönesans'ın perspektifine, Selçuklu'nun geometrisine ve Osmanlı'nın hat sanatına kadar uzanan uzun bir yolculuktur. Sanat, yalnızca görünmek değil; insanlığın ortak hafızasına bir iz bırakabilmektir.
Belki de bugün yeniden kendimize şu soruyu sormalıyız:
Cumhuriyet'in ilk yıllarında sanat ve bilim için gösterilen o büyük cesaretten geriye ne kaldı?
Bir ülkenin geleceği yalnızca fabrikalarla kurulmaz.
Konservatuvarlarla da kurulur.
Müzelerle...
Kütüphanelerle...
Atölyelerle...
Ve en önemlisi, gençlerine duyduğu güvenle...
Bazen tarihin en büyük devrimleri, top sesleri arasında değil; sessizce limandan ayrılan bir geminin güvertesinde başlar.
Belki de asıl mesele, o geminin gerçekten nereye gittiğini değil; bugün bizim hangi limandan ayrılmaya cesaret edebildiğimizi sorgulamaktır.