
Ankara’da bazı yabancılar vardı ki, varlıkları kimseyi tedirgin etmezdi.
Hatta kimi zaman rahatlatırdı.
Ivan Petrov onlardan biriydi.
Resmî sıfatı nettir: Sovyet askerî ataşeliği çevresinde görevli bir memur.
Dost bir ülkenin temsilcisi.
Devrim yapmış bir halkın elçisi.
Üstelik Kurtuluş Savaşı yıllarının hatırı hâlâ sıcaktı.
Bu yüzden Petrov, Ankara’da sert bakışlarla karşılanmadı.
Aksine, kapılar ona daha kolay açıldı.
Sohbetler daha rahattı.
Cümleler daha az tartılarak kuruldu.
Ama Ankara, dostlukla saflığı birbirine karıştırmazdı.
Petrov’un merakı düzenliydi.
Dağınık değil, tesadüfi hiç değildi.
Hangi birlik nerede konuşlanmıştı?
Genç subaylar hangi görevlerdeydi?
Yeni ordunun omurgası kimlerden oluşuyordu?
Sorular doğrudan sorulmuyordu.
Bir çay masasında, bir yürüyüş sırasında, bazen bir tercüman üzerinden…
Sanki sohbetin doğası gereği açılıyordu konular.
Ama bu doğallık, Emniyet’in gözünden kaçmadı.
1928’e gelindiğinde Ankara’da sessiz bir değerlendirme yapıldı.
Sovyetler dosttu.
Ama her dost, her şeyi bilmek zorunda değildi.
Petrov’un temasları tek tek not edildi.
Kimlerle ne sıklıkta görüştüğü, hangi konulara dönüp dolaşıp geldiği…
Ortaya çıkan tablo şuydu:
Bu adam propaganda yapmıyordu.
Açık bir faaliyet yürütmüyordu.
Ama ordu içi dengeyi anlamaya çalışıyordu.
Basına bu dosya neredeyse hiç yansımadı.
Çünkü yansıması istenmedi.
Gazetelerde sadece belirsiz bir ifade yer aldı:
“Bazı yabancı görevlilerin görev süreleri dolmuştur.”
Ankara’nın diplomatik dili buydu.
Ne kırıcıydı, ne açıklayıcı.
Ama son derece netti.
Ivan Petrov, görev süresi dolmadan Ankara’dan ayrıldı.
Resmî gerekçe buydu.
Fiilî karşılığı ise açıktı:
Artık burada olmayacaktı.
Ne protesto geldi, ne nota verildi.
Sovyetler mesajı aldı.
Ankara da dengeyi korudu.
Bu olay, genç Cumhuriyet’in dış politikada kurduğu ince çizgiyi gösterir.
Dostluk devam eder.
Ama sınırlar da bellidir.
Bugünden bakınca Ivan Petrov’un adı bulanıklaşır.
Zaten biraz da bu yüzden o isim kullanılmıştır.
Takma adlar, dosyaların sessizliğine yakışır.
Ama o sessizliğin içinde Ankara’nın çok net bir cümlesi vardır:
“Dost olabilirsin.
Ama fazla yaklaşamazsın.”