Hayatta bazı insanları kaybetmemek için kendimizden vazgeçtiğimiz zamanlar olur. Birinin kırılmaması için sustuğumuz, yanlış anlaşılmamak için istemediğimiz şeylere “evet” dediğimiz, çevremiz tarafından kabul görmek uğruna kendi ihtiyaçlarımızı geri plana attığımız anlar… Oysa insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin en önemli parçalarından biri, nerede duracağını bilmektir.
Sınır çizmek, insanları hayatımızdan çıkarmak ya da herkese karşı mesafeli olmak değildir. Sınır, kişinin kendisine ait olan alanı korumasıdır. Ne kadarına izin vereceğini, neyi kabul edip neyi etmeyeceğini bilmesidir. Bir başkasını cezalandırmak için değil, kendini kaybetmemek için konur.
Bazen “hayır” demek zor gelir. Çünkü hayır dediğimizde karşımızdaki insanın bizi bencil, kaba veya sevgisiz bulacağından korkarız. Ancak her “evet”, gerçekten istediğimiz için söylenmiyorsa zamanla içimizde biriken kırgınlığa dönüşür. Başkalarını memnun etmeye çalışırken kendimize karşı haksızlık etmeye başlarız.
Sınır koymanın en zor tarafı, herkesin bu sınırlara saygı göstermeyeceğini kabul etmektir. Bazı insanlar alıştıkları davranış biçiminin değişmesini istemez. Daha önce her istediğinde ulaşabildiği bir insanın artık “hayır” demesi onları rahatsız edebilir. Fakat bir sınırın doğru olup olmadığını, başkasının bundan hoşlanıp hoşlanmaması belirlemez.
Sağlıklı sınırlar ilişkileri bitirmek için değil, ilişkilerin daha sağlıklı devam edebilmesi için vardır. Aile içinde, arkadaşlıkta, iş hayatında ve romantik ilişkilerde insanın kendi alanının olması gerekir. Sürekli açıklama yapmak, kendini savunmak veya suçlu hissetmek zorunda kalmadan kendi kararlarını verebilmek, kişinin özgürlüğünün önemli bir parçasıdır.
Üstelik sınır çizmek yalnızca başkalarına karşı yapılmaz. İnsan bazen kendi sınırlarını da ihlal eder. Dinlenmesi gerektiği halde çalışmaya devam eder, istemediği halde herkese yetişmeye çalışır, yorulduğunu kabul etmez. Bu nedenle sınır koymak, önce insanın kendi ihtiyaçlarını fark etmesiyle başlar.
Hayatta herkesi memnun etmek mümkün değildir. Ne kadar anlayışlı, fedakâr veya iyi niyetli olursak olalım, bazı insanlar yine de bizi yanlış anlayacaktır. Bu yüzden başkalarının onayını kaybetmemek uğruna kendimizi kaybetmemek gerekir.
Çünkü sınır çizmek uzaklaşmak değil, kendine yaklaşmaktır. Gerektiğinde “hayır” diyebilmek, gerektiğinde geri çekilmek ve gerektiğinde “bu bana iyi gelmiyor” diyebilmek insanın kendisine duyduğu saygının göstergesidir.
İnsan, hayatında herkese bir yer vermek zorunda değildir. Bazı kapıları kapatmak, bazı mesafeleri korumak ve bazı şeylere izin vermemek de hayatın doğal bir parçasıdır. Önemli olan çizdiğimiz sınırların arkasında korkuyla değil, kendimize duyduğumuz saygıyla durabilmektir.
Çünkü insanın kendisini korumayı öğrenmesi, bencillik değil; kendine verdiği değerin en açık göstergelerinden biridir.