“Olmak ya da Olmamak”
Mesele, yalnızca var olup olmamakla ilgili değildir. Asıl mesele, nasıl bir insan olarak var olacağımızdır. Kendi hayatımızın içinde gerçekten yer alacak mıyız, yoksa başkalarının çizdiği sınırlar içerisinde sessizce yaşamaya devam mı edeceğiz?
Hayat, çoğu zaman bize hazır cevaplar sunmaz. Önümüze seçenekler koyar ve karar vermemizi bekler. Bir adım atmakla yerimizde kalmak arasında sıkıştığımız anlar olur. Korkularımız, kaygılarımız ve geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıkları bizi olduğumuz yerde tutmaya çalışır.
Tam da o noktada insan kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Ben gerçekten yaşamak istediğim hayatı mı yaşıyorum?”
Çünkü bazen yaşamaya devam etmek, gerçekten yaşamak anlamına gelmez.
Her gün aynı şeyleri yapmak, aynı insanlarla aynı konuşmaları gerçekleştirmek, istemediğimiz bir hayatın içerisinde sırf alıştığımız için kalmak kolaydır. Zor olan ise değişmeyi göze almaktır. Çünkü değişim belirsizlik getirir. Belirsizlik ise insana korku verir.
Oysa hayatın en önemli kararları çoğu zaman tam da korktuğumuz yerde başlar.
“Olmak” biraz da kendini seçmektir.
Başkalarının beklentilerinden sıyrılıp kendi sesini duyabilmektir. Herkesin istediği kişi olmaya çalışmak yerine, kim olduğunu keşfetmeye cesaret etmektir. Yanlış yapmayı, kaybetmeyi, yeniden başlamayı göze almaktır.
“Olmamak” ise yalnızca vazgeçmek değildir. Bazen kendi isteklerini sürekli ertelemek, sırf insanlar ne der diye susmak, mutsuz olduğunu bile bile aynı yerde kalmaktır.
İnsan bazen hayatını değiştirmek için büyük bir olay bekler. Bir gün her şeyin düzeleceğini, doğru zamanın geleceğini düşünür. Oysa çoğu zaman doğru zaman gelmez.
Doğru zamanı insan kendisi yaratır.
Bir karar verir. Bir kapıyı kapatır. Başka bir kapıyı çalar. Yeniden başlar.
Belki tökezler, belki kaybeder. Ama en azından kendi hayatının öznesi olur.
Çünkü sonunda hepimiz aynı gerçekle karşılaşacağız: Başkalarının bizim için yazdığı hayatı mı yaşayacağız, yoksa kendi hikâyemizi kendimiz mi yazacağız?
“Olmak ya da olmamak” sorusu belki de tam olarak burada anlam kazanıyor.
Mesele dünyada bir iz bırakmak kadar büyük olmak zorunda değil. Bazen olmak; sabah yatağından kalkıp yeniden denemektir. Bazen gitmektir. Bazen kalmaktır. Bazen affetmek, bazen vazgeçmektir.
Ama ne olursa olsun, kendi kararının arkasında durabilmektir.
Hayat kısa. İnsan ise düşündüğünden daha geç fark ediyor bunu.
Bu yüzden belki de kendimize her gün aynı soruyu sormalıyız:
Olacak mıyım, yoksa sadece olacakları mı bekleyeceğim?
Cevap, hayatımızın yönünü değiştirecek kadar güçlü olabilir.