
PISA 2025 sonuçlarını incelerken bir rakamın önünde uzun süre durdum.
Türkiye'nin 15 yaşındaki çocukları matematikte 462 puan aldı. OECD ortalaması 463.
Yani yıllardır eğitim sistemini tartıştığımız Türkiye, matematikte artık OECD ortalamasının hemen yanı başında.
Dahası var.
2022'den 2025'e OECD ülkelerinde matematik puanı ortalama 9 puan gerilerken Türkiye'nin puanı 8 puan yükselmiş.
Demek ki bu ülkenin çocukları matematiği yapabiliyor.
Fakat raporun biraz daha derinine indiğinizde başka bir Türkiye çıkıyor karşınıza.
Ve bence asıl konuşmamız gereken Türkiye orası.
PISA yalnızca çocukların matematik sorularına verdiği cevapları ölçmüyor. Ailenin ekonomik durumuna, anne babanın eğitimine, evdeki imkânlara, çocuğun yetiştiği sosyal ve kültürel çevreye de bakıyor.
Türkiye'deki öğrencilerin önemli bir bölümü uluslararası ölçekte dezavantajlı ailelerden geliyor.
Şaşırtıcı olan şu:
Bu çocuklar, dünyada kendileriyle benzer koşullarda yaşayan çocuklarla karşılaştırıldığında son derece başarılı.
Önceki PISA araştırmasında Türkiye'nin uluslararası sosyoekonomik sıralamanın en alt yüzde 10'undaki çocukları matematikte 64 ülke ve ekonomi arasında beşinci sıradaydı.
Bir düşünün.
Evinde belki çalışma odası olmayan çocuk.
Özel öğretmeni olmayan çocuk.
Anne babasının pahalı kurslara gönderemediği çocuk.
Önünde dünyanın bütün eğitim imkânları bulunmayan çocuk.
Matematiği yapıyor.
Mesele burada başlıyor zaten.
Çünkü aynı çocuğu Türkiye'nin ekonomik ve sosyal olarak avantajlı ailelerinin çocuklarıyla karşılaştırdığımızda aradaki mesafe birden açılıyor.
2022 PISA'da Türkiye'nin en avantajlı yüzde 25'lik kesimindeki çocuklarla en dezavantajlı yüzde 25'lik kesimindeki çocuklar arasında matematikte 82 puanlık fark vardı.
Yeni PISA sonuçları ise daha rahatsız edici bir şey söylüyor:
Türkiye'de matematikte sosyoekonomik başarı farkı 2022 ile 2025 arasında daha da büyüyen ülkelerden biri.
Yani çocukların matematik yeteneğinde bir problem yok.
Problem, çocukların hayata aynı çizgiden başlamamasında.
Ankara'nın iyi bir semtinde yaşayan bir çocukla Anadolu'nun küçük bir ilçesindeki çocuk aynı sınava giriyor.
Kâğıt aynı.
Sorular aynı.
Süre aynı.
Ama hayatları aynı değil.
Birisinin odasında bilgisayarı, kitabı, hızlı interneti, özel dersi ve eğitimli bir aile çevresi var.
Ötekinin belki bunların hiçbirisi yok.
Sonra ikisinin önüne aynı matematik sorusunu koyuyor ve buna “fırsat eşitliği” diyoruz.
Oysa eşitlik, herkese aynı soruyu sormak değildir.
Eşitlik, o sorunun önüne gelinceye kadar çocuklara benzer imkânları verebilmektir.
PISA'nın Türkiye açısından bana söylediği en önemli şey budur.
Bu ülkede ciddi bir çocuk potansiyeli var.
Hatta yoksulluğa rağmen öğrenebilen, problem çözebilen, matematiksel düşünebilen olağanüstü bir insan kaynağı var.
PISA'nın “akademik olarak dirençli” dediği çocuklar bunlar.
Dezavantajlı olduğu halde ülkesinin en başarılı öğrencileri arasına girebilen çocuklar…
Asıl sorumuz şu olmalı:
Bu çocukların kaçı yolun bir yerinde kayboluyor?
Kaçı iyi bir liseye ulaşamıyor?
Kaçı üniversite hayalinden vazgeçiyor?
Kaçı ailesinin ekonomik koşulları yüzünden erken yaşta çalışmaya başlıyor?
Ve kaçının içindeki matematikçiyi, mühendisi, bilim insanını hiç tanımadan kaybediyoruz?
Bir ülkenin en büyük serveti yerin altındaki madenleri değildir.
Çocuklarının zihnidir.
Maden biter.
Petrol biter.
Para tükenir.
Ama iyi yetiştirilmiş bir kuşak başka bir ülke yaratabilir.
PISA bize küçük ama çok önemli bir pencere açıyor:
Türkiye'nin yoksul çocukları matematiği bilmiyor değiller.
Biliyorlar.
Hatta bütün dezavantajlarına rağmen dünyanın benzer koşullardaki çocukları arasında dikkate değer başarılar gösterebiliyorlar.
Fakat biz onlara yeterince uzun bir merdiven veremiyoruz.
Bazı çocuklar üçüncü basamaktan başlıyor.
Bazıları otuzuncu basamaktan.
Sonra tepede buluşmalarını bekliyoruz.
Belki de eğitimde yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.
“Çocuklarımız neden başarısız?” diye soruyoruz.
PISA'nın son rakamlarından sonra ben soruyu başka türlü sormak gerektiğini düşünüyorum:
Bu çocuklar bütün bu eşitsizliğe rağmen nasıl bu kadar başarılı olabiliyor?
Ve hemen ardından daha ağır olanını:
Biz onların önünü gerçekten açabilsek neler yapabilecekler?