İnsan, hayatının büyük bölümünü başkalarına yetişmeye çalışarak geçiriyor. Ailesine, arkadaşlarına, işine, sorumluluklarına, beklentilere… Herkese ayıracak bir zamanı oluyor da sıra kendisine geldiğinde çoğu zaman geriye yorgunluk kalıyor. Oysa insanın kendisiyle kurduğu ilişki, hayatındaki diğer bütün ilişkilerin temelini oluşturuyor.

Kendinle baş başa kalmak, yalnız kalmakla aynı şey değildir. Yalnızlık bazen insanın istemeden içinde bulunduğu bir boşlukken, kendinle baş başa kalmak bilinçli bir seçimdir. Gürültüden, kalabalıktan ve başkalarının düşüncelerinden biraz uzaklaşıp kendi sesini duyabilmektir. Ne istediğini, ne hissettiğini ve aslında nelerden yorulduğunu fark etmektir.

Bazen insan kendisinden kaçmak için sürekli meşgul olur. Telefonuna bakar, insanlarla konuşur, bir yerlere yetişir, yeni planlar yapar. Çünkü sessizlik başladığında zihninde cevaplanmamış sorular belirir. “Ben gerçekten mutlu muyum?”, “Bu hayatı ben mi seçtim?”, “Neden sürekli kendimi başkalarıyla kıyaslıyorum?” gibi soruların cevapları her zaman kolay değildir. Ancak insan, kendisine sormaktan kaçtığı soruların ağırlığını da uzun süre taşıyamaz.

Kendini sevmek ise sürekli mutlu olmak ya da kendini kusursuz görmek değildir. Hatalarına rağmen kendine anlayış gösterebilmektir. Başarısız olduğunda kendine düşman olmamak, herkesin senden uzaklaştığı bir anda kendi yanında kalabilmektir. İnsan bazen en sert sözleri kendisine söyler. Başkasının yaptığı bir hatayı kolayca affederken kendi hatasını yıllarca zihninde taşır. Oysa insanın kendisine de başkalarına gösterdiği kadar merhamet göstermesi gerekir.

Kendini sevmek, her istediğini yapmak anlamına da gelmez. Bazen kendini sevmenin yolu “hayır” diyebilmektir. Tüketen ilişkilerden uzaklaşmak, sürekli kendini açıklamak zorunda kaldığın ortamlardan çıkmak, seni değersiz hissettiren insanlara sınır koymak da kendine verdiğin değerin bir göstergesidir.

Çünkü insanın değeri, başkalarının ona verdiği ilgiyle ölçülmez. Birinin seni araması, bir başkasının seni seçmesi ya da birilerinin seni takdir etmesi elbette güzeldir; fakat bunların hiçbiri insanın kendi değerinin ölçüsü değildir. Başkalarının sevgisi değişebilir, insanların hayatındaki yerimiz zamanla farklılaşabilir. Değişmeyen tek şey, insanın kendisiyle kurduğu bağdır.

Kendinle baş başa kaldığında kendini yeniden tanımaya başlarsın. Neleri sevdiğini, nelerden vazgeçmek istediğini, hangi insanların yanında kendin gibi hissedebildiğini fark edersin. Belki uzun zamandır ertelediğin bir hayalin olduğunu hatırlarsın. Belki de artık sana iyi gelmeyen bir hayatın içinde sırf alıştığın için kaldığını anlarsın.

Hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor. Bazı yollar yarıda kalıyor, bazı insanlar hayatımızdan çıkıyor, bazı hayaller beklediğimiz zamanda gerçekleşmiyor. Böyle zamanlarda insan kendisini başarısız hissetmeye çok yatkın. Fakat biten her şey başarısızlık değildir. Bazen bir yolun sona ermesi, insanın kendisine giden başka bir yolun başlangıcıdır.

Belki de kendimize vermemiz gereken en büyük söz, her koşulda kendimizin yanında kalabilmektir. Herkes bizi anlamasa da kendimizi anlamaya çalışmak, herkes bizi seçmese de kendimizi seçmek, herkes gitse bile kendimizi terk etmemek…

Çünkü insanın hayatındaki en uzun yolculuk, kendisine yaptığı yolculuktur. Bu yolculukta başkalarının beklentilerine değil, kendi sesimize kulak vermeyi öğrenmek gerekir. Kendinle baş başa kalmaktan korkmadığında, aslında yalnız olmadığını fark edersin. İçinde uzun zamandır dinlenmeyi bekleyen bir “sen” vardır.

Ve belki kendini sevmek, kendine her gün yeniden şunu söyleyebilmektir: “Eksiklerimle, hatalarımla, yarım kalanlarımla ve bütün değişimlerimle kendimi seçiyorum. Çünkü artık herkese yetişmeye çalışmak yerine kendime yetişmek istiyorum.”