Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez, TBMM’deki bütçe görüşmeleri sırasnda konuşmasını bitirdikten sonra fenalaşarak düşüyor ve başını beton basamağa çarparak bayılıyor.
Ak Parti grubundan sesler yükseliyor, “Allah’ın gazabı böyle olur işte!” diye bağrışıyorlar.
“Allah’ın gazabı” öfkesi, anında bana 1999 Marmara Gölcük depremini anımsatıyor, başları türbanlı bacılarımız, ellerinde “7.4 Yetmedi mi?” diye gösteriler yapıyorlar, yaşanan depremi, o bölgedeki insanlarımızın günahkarlıkları nedeniyle Allah’ın bir gazabı olarak nitelendiriyorlardı.
Sonrasında nice depremler yaşadık, son olarak 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli ardı ardına gelen iki depremde elli binin üzerinde vatandaşımız can verdi, yüz binlercesi yaralı, evsiz barksız kaldı.
Depremin yaşandığı illerin tamamı, “Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz” söylemi ile iktidara gelen Ak Parti’nin silme seçimleri kazandığı, ülkemizin belki de en dindar kesimlerinin yaşadığı yerler... Üstelik bu bölgede bir çok ibadethanemiz, camimiz de yıkılıp yerle bir oldu.
Faruk Koca adını ilk kez Ak Parti’nin iktidara geldiği yıllarda duymuştuk, Başbakan olduğunda Ankara’ya taşınan Recep Tayyip Erdoğan’a ikameti için ev vermiş, sonra da iki dönem Ak Parti’den milletvekili seçilmişti. Uzun zamandır adını bile unutmuştuk, TBMM’deki “Allah’ın gazabı” olayının yaşandığı günlerde bir futbol maçında sahanın ortasına atılarak hakemi yumruklaması ile yeniden gündeme geldi. Bu da bana hemen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Çubuk’ta uğradığı yumruklu saldırıyı hatırlattı.
“Allah’ın gazabı” söylemi, başkentin göbeğinde güpe gündüz silahlı saldırı ile öldürülen ve halen aydınlanamayan Ülkü Ocakları eski başkanı Sinan Ateş cinayetini. gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesini, Papaz Santoro cinayetini, Danıştay baskınında katledilen Mustafa Yücel Özbilgin’i hatırlattı.
Allah’ın gazabı söylemi, tarihi boyunca kendi aralarında birbirlerini boğazlayıp duran, imkan bulanların akın akın batının hristiyan ülkelerine kaçmaya çalıştığı İslam dünyasının acınası halini hatırlattı.
Geçtiğimiz aylarda Allah yolunda savaştıkları iddiası ile İsrail’e saldıran ve darmadağın olan Hamas’ı hatırlattı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın “Hamas, kurtuluş mücadelesi veren mücahitler ordusudur” söylemini, bu anlaşılmaz savaş yüzünden Gazze’de binlerce bebek, çocuk, kadın erkek sivil insanın katledilmesini hatırlattı. At arabaları, el arabaları üzerinde, insanların kucaklarında taşınan ölü ya da yaralı zavallı insanları hatırlattı.
Birkaç gün önce İstanbul’da arabasıyla moto kuryeyi çiğneyip öldüren, sonra da ülkesine kaçan Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlu’nu hatırlattı.
Allah’ın gazabı deyince, daha dünkü yazımda sözünü ettiğim İYİ Parti’den istifa eden Ankara Milletvekili Adnan Beker’i hatırlattı. Ne diyordu?
“14 Mayıs’ta oy kullanmadım, 28 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda da oyumu Cumhur İttifakı’nın adayı Erdoğan’a verdim.”
Kendi kendisine oy bile vermeyen, büyük umutlarla sandığa giden milyonlarca muhalif seçmenin oylarını çalarak milletvekili seçilen bu şahsın yaptığı da mı Allah’ın gazabı?!..
Örnekleri daha çok uzatmak mümkün ama yeterli sanıyorum.
“Kendi acısını hisseden canlıdır, başkalarının acısını da hisseden ise insandır” diyor büyük yazar Tolstoy.
Yaşadığımız olaylara baktıkça, “Hep Allah’ın gazabına mı uğruyoruz, yoksa adım adım insanlığımızdan mı uzaklaşıyoruz?” diye sormadan geçemiyorum.