
Osmanoğulları biterse Giraylar mı gelecekti?
Osmanlı hanedanı bir gün tükenirse ne olacaktı?
Tahta çıkacak tek bir Osmanoğlu dahi kalmasaydı, imparatorluğun başına kim geçecekti?
Bu sorunun cevabının İstanbul'da değil, Kırım'da; Bahçesaray'da aranmış olması ihtimali bile insanı şaşırtmaya yetiyor.
Çünkü Osmanlı'nın kuzeyinde sıradan bir bağlı devlet değil, çok eski ve çok güçlü bir hükümdarlık geleneğinin temsilcisi vardı:
Giray Hanedanı.
Giraylar, Cengiz Han'ın oğlu Cuci'nin soyundan geliyordu. Yani dönemin dünyasında hükümdarlık bakımından son derece güçlü kabul edilen Cengizî meşruiyete sahiptiler.
Ve yüzyıllardır anlatılan çok ilginç bir rivayet vardı:
Osmanoğulları tükenirse Osmanlı tahtına Kırım hanları geçecekti.
Hatta bunun Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanlı ile Kırım arasında yapılan bir anlaşmaya yazıldığı ileri sürüldü.
İşte burada tarih ile efsaneyi birbirinden ayırmak gerekiyor.
Bugüne kadar böyle bir veraset maddesini içeren güvenilir bir Osmanlı-Kırım antlaşması ortaya çıkarılmış değil. Kırım tarihçisi Halim Giray Sultan da böyle bir anlaşmadan söz etmiyor. Konuyu inceleyen tarihçiler de bunun yazılı bir hukuk kuralı olduğunu doğrulayamıyor.
Ama hikâye burada bitmiyor.
Çünkü ortada anlaşma olmasa bile, Osmanlı tahtının ciddi biçimde sarsıldığı dönemlerde Girayların adı gerçekten ortaya çıkıyor.
1687...
IV. Mehmed'in tahttan indirildiği büyük siyasi kriz.
İstanbul karışmış, asker ayaklanmış, devletin geleceği tartışılıyor.
Fındıklılı Silahdar Mehmed Ağa'nın Silahdar Tarihindeki kayıt son derece dikkat çekici:
Bu kargaşa içerisinde Kırım Hanı'nın Osmanlı tahtına geçirilmesi fikri konuşuluyor.
Demek ki Giray meselesi yalnızca yüzyıllar sonra uydurulmuş romantik bir Kırım efsanesi değildi.
Osmanlı başkentinde böyle bir ihtimal gerçekten insanların zihninden geçmişti.
Aynı yüzyılın büyük mutasavvıflarından Niyâzî-i Mısrî ise çok daha ileri gidiyor.
Defterine üç kez şu cümleyi yazıyor:
“Taht Tatarındır...”
Bu elbette devletin resmî görüşü değildi.
Ama Girayların Osmanlı tahtının alternatifi olarak düşünülebilmesinin dönemin zihniyet dünyasında ne kadar mümkün olduğunu gösteriyordu.
Ve daha şaşırtıcı olan şu:
Aradan yüz yıldan fazla zaman geçti.
Yıl 1808.
III. Selim öldürülmüş, Alemdar Mustafa Paşa İstanbul'a gelmiş, Osmanlı tarihinin en ağır hanedan krizlerinden biri yaşanıyor.
Yeniçerilere soruluyor:
Sultan Mahmud'u istemiyorsanız kimi padişah yapacaktınız?
Verilen cevaplardan biri inanılmazdır:
“Tatar Han gelsün padişah olsun.”
Aradan bir asır geçmişti.
Ama İstanbul yine Kırım'ı hatırlamıştı.
İşte bence asıl sır burada saklı.
Belki Osmanlı ile Kırım arasında, “Osmanoğulları tükenirse taht Giraylarındır” diyen gizli bir anlaşma hiç olmadı.
Fakat bundan daha ilginç bir şey vardı:
Bir siyasi hafıza.
Osmanlı tahtının sallandığı büyük krizlerde Girayların adı tekrar tekrar ortaya çıkıyordu.
Çünkü Giraylar yalnızca Kırım hanları değildi.
Cengiz Han'ın soyundan gelen, kendi hükümdarlık geleneğine sahip ve Osmanlı dünyasında başka hiçbir bağlı hanedanın taşımadığı tarihsel ağırlığı taşıyan bir aileydi.
Osmanoğulları hiçbir zaman bütünüyle tükenmedi.
Bu yüzden tarih, Girayların gerçekten çağrılıp çağrılmayacağını sınayamadı.
Ama geriye çok çarpıcı bir soru kaldı:
Osmanlı'nın resmî olmayan bir “yedek hanedanı” mı vardı?
Belki bunun cevabı hiçbir zaman kesin olarak verilemeyecek.
Ama 1687'de de, 1808'de de Osmanlı tahtı sallandığında İstanbul'da aynı ismin fısıldanması tesadüf olmasa gerek:
Giraylar...