
Tarihte bazı günler vardır; meydanlarda top sesleri duyulmaz, ordular karşı karşıya gelmez. Ama alınan bir karar, savaş meydanındaki zafer kadar önemlidir.
19 Ağustos 1920 böyle bir gündü.
Sevr Antlaşması'nın imzalanmasının üzerinden yalnızca dokuz gün geçmişti.
Osmanlı Devleti'ne bırakılan ülke, Anadolu'nun ortasına sıkıştırılmış küçük bir coğrafyadan ibaretti. İzmir ve çevresi Yunan yönetimine bırakılıyor, Doğu Anadolu'da yeni sınırlar çiziliyor, Boğazlar uluslararası bir yönetime açılıyor, Osmanlı'nın askerî ve ekonomik egemenliği neredeyse ortadan kaldırılıyordu.
İstanbul'daki hükûmet antlaşmayı imzalamıştı.
Ama Ankara başka bir şey söylüyordu.
Henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti. Kurtuluş Savaşı kazanılmamıştı. Lozan'a daha üç yıl vardı. Ankara'nın kaderinin bile ne olacağı belli değildi.
Buna rağmen Büyük Millet Meclisi, 19 Ağustos 1920'de Sevr'i imzalayanları ve antlaşmanın kabulü yönünde irade gösterenleri vatan haini sayan tarihi kararını aldı.
Bu kararın arkasında Kazım Karabekir Paşa'nın birkaç gün önce Ankara'ya gönderdiği sert tepki de vardı.
Aslında mesele yalnızca Sevr değildi.
Mesele şuydu:
Bu ülke adına artık kim karar verecekti?
İstanbul mu?
Ankara mı?
19 Ağustos'ta verilen cevap son derece açıktı.
Ankara, İstanbul'un imzasını tanımıyordu.
Dahası, Ankara henüz savaşın sonucunu bilmeden, gelecekte kurulacak devletin temel siyasal iddiasını ortaya koyuyordu:
Milletin kaderi, milletin iradesi dışında belirlenemezdi.
Bu yüzden 19 Ağustos 1920'yi yalnızca Sevr'e karşı alınmış sert bir Meclis kararı olarak okumak eksik kalır.
O gün Ankara'da aslında yeni bir devletin sesi duyuluyordu.
Henüz adı konmamıştı.
Henüz Cumhuriyet değildi.
Henüz sınırları bile belli değildi.
Ama iradesi vardı.
Üç yıl sonra Lozan'da masaya oturacak iradenin köklerinden biri belki de tam burada aranmalıdır.
Çünkü Sevr'i tarihe gömen yalnızca orduların kazandığı savaşlar değildi.
Daha savaşın sonucu belli değilken Ankara'da yükselen şu itirazdı:
“Bizim adımıza, bize rağmen karar veremezsiniz.”
19 Ağustos 1920'nin bugün pek hatırlanmamasının nedeni belki de budur.
Bazı tarihler zaferleri anlatır.
Bazıları ise zaferden önce gösterilen cesareti.
19 Ağustos, Ankara'nın daha kazanmadan teslim olmayı reddettiği gündür.
Taner Topçu
Gazeteci, Araştırmacı Yazar