Screenshot 20260826 190254 Chat G P T

İngilizler Ankara'nın en gizli konuşmalarını nasıl öğreniyordu?

23 Nisan 1920.

Ankara'da Büyük Millet Meclisi açıldı.

Bir devlet henüz yoktu. Düzenli ordu tam anlamıyla kurulmamıştı. İstanbul işgal altındaydı. Anadolu'nun geleceği, Ankara'daki mütevazı bir taş binada toplanan insanların omuzlarındaydı.

Meclis açılalı daha iki hafta olmuştu.

Ve İngiliz istihbaratının önüne Ankara'dan bir rapor geldi.

Raporu gönderen kişinin adı yoktu.

Bir kodu vardı:

HA/928.

“BENİM DE HAZIR BULUNDUĞUM OTURUMDA...”

6 Mayıs 1920 tarihli rapor Eskişehir'den gönderilmişti.

22 Mayıs'ta İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir John de Robeck tarafından İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a iletildi.

Raporda Ankara'daki Meclis anlatılıyordu.

Milletvekilleri...

İstanbul'dan Ankara'ya geçenler...

Başkanlık seçimi...

Mustafa Kemal'in konuşması...

Yeni hükümetin oluşumu...

Fakat raporun içerisinde küçücük bir ifade vardı.

Bütün hikâyeyi değiştiren ifade:

“Benim de hazır bulunduğum oturumda...”

Demek ki HA/928 yalnızca Ankara'dan haber alan biri değildi.

Kendi ifadesine göre Meclisteydi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi henüz iki haftalıktı.

İngilizlerin Ankara'da bir gözü vardı.

SONRA KAPILAR KAPANDI

Savaş ağırlaştıkça Mecliste bazı görüşmeler gizli yapılmaya başlandı.

Kapılar kapatılıyor, dinleyiciler çıkarılıyor, zabıtlar gizli tutuluyordu.

Çünkü konuşulan meseleler devlet sırrıydı.

19 Şubat 1921'de Mustafa Kemal Londra Konferansı'nı ve Bekir Sami Bey'e verilen talimatları anlattı.

Gizli celseydi.

7 Mart tarihli İngiliz istihbarat raporu konuşulanlardan haberdardı.

27 Haziran'da Sovyet yardımları konuşuldu.

Para...

Cephane...

Askerî malzeme...

6 Temmuz tarihli İngiliz raporu yine biliyordu.

21 Kasım'da Mustafa Kemal, Yunan ordusu Anadolu'da bulunduğu sürece gerçek barışın mümkün olmadığını gizli celsede anlatıyordu.

İngilizler yine haberdardı.

10 Ocak 1922'de Meclis yeniden kapalı toplandı.

İngiliz raporlarında bu kez kaynak şöyle tarif ediliyordu:

“Yetkili bir Kemalist kaynak.”

Artık karşımızdaki soru değişiyordu.

HA/928 hâlâ faal miydi?

Yoksa başka insanlar mı devreye girmişti?

“GÜVENİLİR YENİ BİR AJAN”

8 Mayıs 1922'de Meclis yine gizli celsedeydi.

Yabancı devletlerin Anadolu'ya göndermek istedikleri soruşturma komisyonu görüşülüyordu.

23 Haziran'da İngiliz istihbaratının elinde bu toplantının içeriği vardı.

Bu defa kaynak için kullanılan ifade çok daha açıktı:

“Güvenilir yeni bir ajan.”

“Yeni...”

İşte belki de bütün hikâyenin en önemli kelimelerinden biri buydu.

Çünkü yeni bir ajan varsa, eskisi de olmalıydı.

Ve artık HA/928'in tek başına bir casusluk hikâyesinin kahramanı olmayabileceği ihtimali ortaya çıkıyordu.

Belki Ankara'da birden fazla kaynak vardı.

Belki Meclisten çıkan bilgi başka bir elde İstanbul'a ulaşıyordu.

Belki telgraf hatları izleniyordu.

Belki zabıtlar ele geçiriliyordu.

Nitekim İngilizler Ankara'nın gizli telgraflarına da ulaşabiliyordu.

Karşımızda tek bir adamdan çok daha büyük bir mekanizma bulunması mümkündü.

PEKİ HA/928 KİMDİ?

İşte yüz yıldır cevabı olmayan soru.

Milletvekili miydi?

Mecliste bulunmasına izin verilen bir görevli miydi?

Gazeteci miydi?

Ankara'ya girip çıkabilen başka biri miydi?

Yoksa İngiliz istihbaratının kaynağını korumak amacıyla oluşturduğu kodların ardında bambaşka bir ilişki mi vardı?

Bugünkü belgeler bize bir isim söyleme hakkı vermiyor.

O nedenle kimsenin adını ortaya atmayacağız.

Çünkü tarihte şüphe başka şeydir, belge başka.

Fakat belgenin söylediğini de görmezden gelemeyiz.

İngiliz istihbaratının HA/928 koduyla kaydettiği bir kaynak, Meclisin açılmasından yalnızca haftalar sonra içeride bulunduğunu bildiriyordu.

Ve sonraki yıllarda Ankara'nın gizli konuşmaları Londra'ya ulaşmaya devam etti.

SONRA BİR GÜN SES KESİLDİ

Daha da ilginci budur.

Büyük Taarruz dönemine gelindiğinde İngilizlerin TBMM'nin gizli oturumlarına ilişkin bilgi akışında ciddi bir kesinti görülür.

Kaynaklar adeta susmuştur.

Neden?

HA/928 Ankara'dan mı ayrılmıştı?

Bir kaynak yakalanmış mıydı?

Haberleşme kanalı mı çökmüştü?

Yoksa savaşın sonuna doğru Ankara kendi güvenlik duvarını mı yükseltmişti?

Bilmiyoruz.

Sonra Lozan günleri gelir.

Ve İngiliz istihbaratı yeniden Ankara'nın en mahrem haberleşmelerinin çevresindedir.

Bu defa mesele Meclis salonundan da büyüktür.

Ankara ile Lozan'daki İsmet Paşa arasındaki gizli yazışmalar İngilizlerin ilgisinin merkezindedir.

Demek ki mesele yalnızca bir adam değildi.

Mesele Ankara'nın içine kadar uzanan bir istihbarat savaşıydı.

Bugün Birinci Meclis'in salonuna girin.

Sıralara bakın.

Kürsüye bakın.

Sonra 1920 yılını düşünün.

Mustafa Kemal birkaç metre ötede konuşuyor.

Henüz Cumhuriyet yok.

Zafer yok.

Sakarya bile yaşanmamış.

Anadolu'nun geleceğinin ne olacağı bilinmiyor.

Ve o salonda bulunan insanlardan biri daha sonra bir rapor yazıyor.

İngiliz arşivine girerken adı siliniyor.

Yerine birkaç harf ve rakam kalıyor:

HA/928.

Aradan yüz yıldan fazla zaman geçti.

Mustafa Kemal'in kim olduğunu biliyoruz.

Milletvekillerinin kim olduğunu biliyoruz.

Bakanları biliyoruz.

Komutanları biliyoruz.

O gün Mecliste alınan kararları biliyoruz.

İngilizlerin okuduğu rapor bile elimizde.

Fakat bir insan hâlâ karanlıkta.

HA/928 kimdi?

Belki daha büyük soru şudur:

Ya HA/928 yalnız değilse?