Screenshot 20261025 145137 Chat G P T

29 Ekim yaklaşırken Cumhuriyet üzerine yeniden düşünmek gerekiyor. Törenler, bayraklar ve kutlamalar elbette önemli. Ama Cumhuriyetin anlamı, yalnızca bir gün yapılan törenlerle anlatılabilir mi? Ben bu yıl kendime daha temel bir soru soruyorum: Cumhuriyet, bu topraklarda yaşayan insanlar için ne ifade ediyor; ne ifade etmelidir?

29 Ekim 1923’te Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak ilan edildi. Bu karar, ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin tarihî bir dönüm noktasıydı. Fakat Cumhuriyetin taşıdığı anlamı yalnızca yönetim biçimindeki değişikliğe indirgersek, asıl mesele gözden kaçar. Değişmesi gereken, insanın devlet karşısındaki yeriydi.

Cumhuriyette insan, bir hükümdarın tebaası değil, ülkenin yurttaşıdır. Devletin sahibi sayılan bir ailenin veya ayrıcalıklı bir zümrenin karşısında duran kişi değil; hakları ve sorumluluklarıyla ülkenin ortaklarından biridir. Bu, kâğıt üzerinde kurulmuş bir cümle olarak kalmamalıdır. İnsan kendisini gerçekten eşit ve güvende hissettiğinde, hakkını arayabildiğinde, düşüncesini açıklayabildiğinde yurttaşlığın anlamı hayata geçer.

Cumhuriyetin değerini de burada aramak gerekir. Bir insanın dili, inancı, düşüncesi, cinsiyeti ya da doğduğu yer onun haklarını belirlememelidir. Kanun karşısında eşitlik, yalnızca anayasa sayfalarında yer alan bir ilke değil; mahkeme kapısında, okulda, iş yerinde, sokakta ve devlet dairesinde karşılığı görülmesi gereken bir sözdür.

Cumhuriyet bütün sorunları bir günde çözen bir yönetim biçimi değildir. Bir ülkenin adında “cumhuriyet” yazması, o ülkede herkesin kendisini eşit ve özgür hissettiğini göstermez. Bu nedenle 29 Ekim’de yalnızca neleri başardığımızı değil, hâlâ hangi sözleri yerine getiremediğimizi de düşünmeliyiz.

Cumhuriyetin tarihi, büyük değişimlerin olduğu kadar tamamlanmamış işlerin de tarihidir. Bunu söylemek Cumhuriyetin değerini azaltmaz. Aksine, onu ciddiye aldığımızı gösterir. Çünkü Cumhuriyet, geçmişte ilan edilip kapanmış bir konu değildir. Her kuşak, onun vaatlerini kendi hayatında sınar: İnsanlar düşüncelerini özgürce söyleyebiliyor mu? Farklı kimlikleriyle yaşayabiliyor mu? Hak ararken karşısında eşit bir hukuk bulabiliyor mu? Çocuklar, ailelerinin imkânlarından bağımsız olarak kendilerine bir gelecek kurabiliyor mu?

Bu soruların cevapları, Cumhuriyetin bugün ne durumda olduğunu da gösterir. Törenlerde söylenen sözlerle hayatın içindeki gerçekler arasındaki mesafeyi kapatmak, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Benim için Cumhuriyet, bu ülkede hiç kimsenin doğuştan başkasından üstün ya da aşağı sayılmaması demektir. Devletin, yurttaşını dinlemesi; yurttaşın da ülkesinin geleceği hakkında söz sahibi olmasıdır. Cumhuriyeti yaşatmak, yalnızca geçmişte kazanılmış bir mirası anmak değil, bu eşitlik ve söz hakkı düşüncesini bugünün hayatında savunmaktır.

29 Ekim’i anlamlı kılacak olan, Cumhuriyeti yalnızca kutlamak değil; onun herkese verdiği sözü hatırlamak ve bu sözü yerine getirmek için çalışmaktır.