Bir toplumun geleceği, sağlıklı bireylerin yetişmesiyle başlıyor. Sağlıklı bireylerin temeli ise anne ve bebeğin gebelikten doğuma, doğumdan sonraki sürece kadar doğru sağlık hizmetlerine erişebilmesinden geçiyor.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun “Sağlıklı anneler ve sağlıklı nesillerle başlar” sözü de aslında bu gerçeğe işaret ediyor.
Türkiye’de son yıllarda özellikle doğum şekli konusunda anne adaylarının bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar hız kazandı. Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan Normal Doğum Eylem Planı kapsamında açılan Gebe Okulları da bu çalışmaların önemli ayaklarından biri oldu.
Bakanlığın verilerine göre, Gebe Okulları aracılığıyla üç yıl içerisinde 3 milyondan fazla anne adayına eğitim verildi. Aynı dönemde normal doğum oranında da yüzde 15,8’lik artış sağlandığı bildirildi.
Bunun yanı sıra, anne adaylarının gebelik sürecinde doğru bilgiye daha kolay ulaşabilmesi amacıyla “Annelik Yolculuğu” mobil uygulaması hayata geçirildi. Uygulama üzerinden 280 binden fazla anneye dijital rehberlik sağlandığı açıklandı.
Amaç sadece doğum şeklini değiştirmek olmamalı
Burada önemli olan nokta, doğumun yalnızca “normal doğum” ya da “sezaryen” şeklinde bir tercihe indirgenmemesi. Her gebelik kendine özgü. Anne adayının sağlık durumu, bebeğin gelişimi, gebeliğin seyri ve doğum sırasında ortaya çıkabilecek riskler, doğum yönteminin belirlenmesinde temel unsurlar.
Bu nedenle normal doğumun teşvik edilmesi kadar, tıbbi zorunluluk halinde sezaryenin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğu gerçeğinin de unutulmaması gerekiyor. Asıl hedef, anne adayını herhangi bir doğum şekline zorlamak değil; gebelik ve doğum sürecinde bilimsel bilgiye dayalı, güvenli ve nitelikli sağlık hizmetine ulaştırmak olmalı.
Normal doğumun anne ve bebek açısından avantajları
Tıbbi açıdan uygun olduğu durumlarda vajinal doğumun anne ve bebek açısından çeşitli avantajları bulunuyor.
Normal doğum sonrasında annenin iyileşme süreci genellikle sezaryene göre daha kısa olabiliyor. Cerrahi bir işlem gerektirmemesi nedeniyle ameliyata bağlı bazı riskler de ortadan kalkıyor. Anne, doğum sonrasında günlük yaşamına ve bebeğiyle kurduğu bağa daha kısa sürede dönebiliyor.
Doğum sırasında salgılanan hormonların da doğum sonrası süreçte anne-bebek etkileşimi ve emzirme üzerinde olumlu etkileri bulunuyor. Bebek açısından bakıldığında ise doğum kanalından geçiş sırasında akciğerlerdeki sıvının atılmasına yardımcı olan fizyolojik süreçler yaşanıyor. Bu durum, bazı bebeklerde doğum sonrası solunum sorunları riskinin azalmasına katkı sağlayabiliyor.
Doğum kanalındaki mikroorganizmalarla temasın da bebeğin bağırsak mikrobiyotasının gelişiminde rol oynadığı biliniyor. Ancak bunun ilerleyen yaşlarda bağışıklık sistemi veya metabolik hastalıklar üzerindeki etkileri konusunda kesin ve tek başına belirleyici sonuçlardan söz etmek doğru olmaz.
Bilgi, güven ve doğru sağlık hizmeti
Sağlık Bakanlığı’nın doğuma ilişkin eğitim çalışmalarının en önemli sonucu, anne adaylarının gebelik ve doğum konusunda doğru bilgiye ulaşabilmesi olmalı. Çünkü doğum, hayatın en önemli dönemeçlerinden biri. Anne adayının korkularını azaltmak, doğum süreci konusunda bilinçlendirmek ve karşılaşabileceği riskleri anlatmak sağlık hizmetinin önemli bir parçası.
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu da doğum hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik yeni bir eylem planı üzerinde çalışıldığını belirtiyor. Bakanlığın önümüzdeki dönemde hazırlayacağı 2. Eylem Planı ile doğum hizmetlerinin kalite ve standartlarının daha da geliştirilmesi hedefleniyor.
Mesele; gebelikten doğuma kadar anne adayının yanında olmak, doğacak bebeğin sağlığını güvence altına almak ve anneliğin bu zorlu ama özel yolculuğunda ailelere doğru bilgiyi ulaştırmak.
Çünkü gerçekten de sağlıklı toplum, sağlıklı anneler ve sağlıklı nesillerle başlar.