
Elon Musk’ın adı son günlerde yine sıra dışı bir iddiayla anılıyor:
Dünya ısınıyorsa, Güneş’i biraz gölgeleyelim!
İlk duyduğunuzda bilimkurgu gibi geliyor. Uzaya binlerce uydu gönderilecek, yapay zekâ tarafından yönetilecek ve Dünya’ya ulaşan Güneş ışığının bir bölümü engellenecek…
Ancak burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Elon Musk’ın ya da SpaceX’in ilan edilmiş böyle bir “Dünya’yı gölgeleme” projesi henüz yok. Musk’ın yapay zekâ ve uzay tabanlı dev uydu sistemleri üzerine çalışmalarıyla, bilim dünyasında giderek daha ciddi biçimde tartışılan uzaydan Güneş ışığını azaltma projeleri birbirine karışmış görünüyor.
Ama hikâyenin bundan sonrası gerçek.
NASA’nın üzerinde çalışılan kavramlarından biri DimSun adını taşıyor. Düşünce oldukça çarpıcı: Dünya ile Güneş arasındaki L1 bölgesine kontrollü bir parçacık bulutu yerleştirmek ve gezegenimize ulaşan Güneş enerjisinin küçük bir bölümünü azaltmak.
Başka bilim insanları ise çok sayıda ince güneş yelkeninden oluşacak dev bir gezegensel güneşlik üzerinde düşünüyor.
Amaç Dünya’yı karanlığa gömmek değil.
Güneş ışınımında yüzde 1 civarında yapılabilecek bir azalma bile gezegenin enerji dengesinde önemli sonuçlar yaratabilir.
İnsanlık böylece tarihte ilk kez yalnızca iklime uyum sağlamayı değil, gezegenin sıcaklığını doğrudan yönetmeyi tartışmaya başlıyor.
İşte beni asıl düşündüren de burası.
Çünkü mesele artık yalnızca mühendislik değildir.
Atmosfere saldığımız karbondioksiti azaltmak yerine Güneş’i kısmaya başlarsak, Dünya’nın termostatının düğmesi kimin elinde olacaktır?
Birleşmiş Milletler’in mi?
Büyük devletlerin mi?
Bilim insanlarının mı?
Yoksa teknolojiyi ve uzay altyapısını elinde bulunduran birkaç dev şirketin mi?
Daha ürkütücü sorular da var.
Dünya’ya ulaşan Güneş ışığını yüzde 1 azaltmaya kim karar verecek?
Bir ülkenin tarımı bundan zarar görürken başka bir ülke fayda sağlarsa hesabını kim verecek?
Muson yağmurları değişirse?
Kuraklık başka coğrafyalara taşınırsa?
Ve belki en önemlisi:
Bir gün bu sistem durursa ne olacak?
Çünkü Güneş’i gölgelemek atmosferdeki karbondioksiti ortadan kaldırmıyor. Okyanusların asitlenmesini durdurmuyor. Yalnızca sera gazlarının oluşturduğu ısınmanın karşısına başka bir fiziksel kuvvet koyuyor.
Bir anlamda hastalığı tedavi etmek yerine ateşi düşürüyoruz.
Fakat insanlığın hikâyesine baktığımızda burada şaşırtıcı bir süreklilik görüyorum.
Önce ateşi kontrol ettik.
Sonra nehirleri yönlendirdik.
Dağları deldik.
Atomu parçaladık.
Genleri değiştirmeye başladık.
Şimdi ise gözümüzü gökyüzüne kaldırıp çok daha büyük bir şeyi tartışıyoruz:
Güneş’i biraz kısabilir miyiz?
Belki yapabiliriz.
Fakat asıl soru bunun mümkün olup olmadığı değildir.
Asıl soru şudur:
İnsanlık, Dünya’nın termostatını eline alacak kadar bilgeleşti mi?
Çünkü teknoloji bize o düğmeyi verebilir.
Ama hangi sıcaklığın “doğru sıcaklık” olduğuna teknoloji karar veremez.
Ve günün birinde gökyüzüne baktığımızda Güneş hâlâ aynı Güneş olabilir.
Fakat ondan Dünya’ya ne kadar ışık ulaşacağına artık doğa değil, insan karar veriyor olabilir.