Screenshot 20261031 162319 Chat G P T

Aile mi, devlet mi, algoritma mı?

Bir çocuğun parmağı ekrana dokunuyor. Önünde renkli görüntüler, arkadaşlarının paylaşımları, oyunlar, haberler… Bir de görünmeyen bir düzenek var: Neye bakacağını tahmin eden, ilgisini ölçen, bir görüntü biter bitmez yenisini karşısına çıkaran algoritmalar.

Çocuk ekranın başında tek başına sanılıyor. Oysa karşısında, dikkatini tanımak ve onu mümkün olduğunca uzun süre içeride tutmak üzere çalışan dev bir sistem duruyor.

1 Kasım’da yürürlüğe giren yeni düzenleme, 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal ağ hizmetlerine erişimini sınırlandırıyor. 15–18 yaş grubuna yaşlarına uygun, ayrıştırılmış hizmet sunulmasını öngörüyor. Yeni hesaplar için yaş doğrulaması gerekiyor; mevcut hesapların doğrulanması içinse 31 Mart 2027’ye kadar geçiş süresi tanınıyor.

Bu adım, çocukların dijital ortamda karşılaştığı tehlikelere karşı toplumun verdiği yanıtın bir parçası. Fakat şimdi daha büyük bir soruyla karşı karşıyayız: Çocuğu kim koruyacak?

Aile mi? Devlet mi? Yoksa çocuğun her hareketini izleyip ilgisini ölçen platformlar mı?

Ailelerin kaygısı gerçek. Çocukların karşısına uygunsuz içerikler çıkabiliyor; çevrim içi zorbalık, istismar, kişisel bilgilerin kötüye kullanılması ve ekran başında geçirilen uzun saatler aileleri endişelendiriyor. Ebeveynler, çocuklarını korumak için çoğu zaman kapalı kapılar ardında, kendi imkânlarıyla mücadele ediyor.

Devletin görevi, bu kaygılara karşı kuralları koymak ve uygulanmasını denetlemek. Yeni düzenleme, platformlara çocuklara özgü hizmetler, yüksek gizlilik ayarları ve ebeveyn denetim araçları sunma yükümlülüğü getiriyor. Yaş doğrulama için e-Devlet üzerinden bir belirteç kullanılması; platformlara kimlik bilgileri yerine yalnızca yaş eşiğinin sağlandığı bilgisinin iletilmesi öngörülüyor.

Bu güvencelerin kâğıt üzerinde kalmaması gerekiyor. Çocukları korumaya çalışırken kişisel verilerini de korumalıyız. Her yeni kuralın, çocukların mahremiyetini ve haklarını güçlendirdiğini uygulamada görebilmeliyiz.

Çünkü çocuk, dijital dünyanın dışında yaşamıyor. Arkadaşlarıyla konuşuyor, bilgi arıyor, merak ediyor, kendini anlatmaya çalışıyor. Ekran onun için kimi zaman eğlence, kimi zaman öğrenme, kimi zaman da dünyayla kurduğu bağ. Onu korurken sesini duymak; güvenliğini sağlarken bilgiye erişme ve kendini ifade etme hakkını da gözetmek gerekiyor.

Birleşmiş Milletler’in çocuk hakları yaklaşımı, çocukların görüşlerinin kendilerini etkileyen dijital düzenlemelerde dikkate alınmasını istiyor. İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de güvenli çevrim içi ortam kurma sorumluluğunun çocukların ve ailelerin omuzlarına bırakılamayacağını; platformların tasarımlarının da güvenliği gözetmesi gerektiğini vurguluyor.

İşte gözümüzün önündeki asıl mesele burada duruyor: Çocuğa “ekrandan uzak dur” demek kolay. Peki, onu ekranda tutmak için çalışan sistemlere kim sınır koyacak? Platformlar, çocuklara zarar verebilecek tasarımları değiştirecek mi? Devlet, kuralların uygulanmasını nasıl takip edecek? Aileler, çocuklarıyla bu dünyayı konuşabilecek bilgiye ve desteğe sahip olacak mı?

Düzenlemenin başarısını, kaç hesabın kapandığıyla ölçemeyiz. Çocukların daha güvende olup olmadığına, verilerinin nasıl korunduğuna, platformların sorumluluklarını yerine getirip getirmediğine bakmalıyız.

Çocuğu korumak, ekranın önüne bir duvar örmekle tamamlanmıyor. Onu bekleyen dijital dünyanın kurallarını da adil, güvenli ve denetlenebilir hâle getirmek gerekiyor. Çünkü o dünyayı çocuklar kurmadı; ama orada büyüyorlar.