Screenshot 20261019 152211 Chat G P T

Ankara'nın mimarlık tarihi üzerine düşünürken geçtiğimiz günlerde aklıma bir soru takıldı: Bu şehirde betonarme ilk kez hangi binada kullanılmıştı?

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan binaların mimarlarını, inşa tarihlerini, hangi amaçlarla kullanıldıklarını biliyoruz. Peki, Ankara'nın taş, kerpiç ve ahşaptan betonarmeye geçişi nerede başlamıştı?

Bu kişisel merakım beni Ulus'taki Ankara Palas'a götürdü.

Ankara'da betonarmenin ilk kullanıldığı yapılardan biri olarak uzun yıllar Etnografya Müzesi öne çıkarılmıştı. Arif Hikmet Koyunoğlu'nun tasarladığı, yapımına 1925 yılında başlanan bu önemli Cumhuriyet yapısında betonarme elemanlar kullanılmıştı.

Ancak 2025 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan bir araştırma, bildiğimiz kronolojiyi değiştirebilecek önemli bir ayrıntıyı ortaya koyuyor.

Araştırmacı Selin Sur, Ankara Palas'ın betonarme taşıyıcı sisteme sahip olduğunu ve inşaatına 1924 yılında başlandığını belirterek, başkentte betonarme kullanımının ilk örneği olarak bu yapının değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

İlk tasarımı Vedat Tek'e ait olan, daha sonra Mimar Kemalettin'in katkılarıyla tamamlanan Ankara Palas, 1928 yılında hizmete açılmıştı. Cumhuriyet'in diplomatik ve sosyal hayatına tanıklık eden bu bina, aynı zamanda Ankara'nın modern inşaat teknolojisiyle tanışmasının da öncülerinden biriydi.

Araştırmam sırasında karşıma çıkan bir başka ayrıntı ise en az bunun kadar ilginçti.

Arif Hikmet Koyunoğlu, Etnografya Müzesi inşaatında işçilere betonarme kirişlerin demirlerinin nasıl bağlanacağını bizzat gösterdiğini anlatıyordu.

Düşününüz, Cumhuriyet'in başkentini yükselten ustalar, yeni bir yapı teknolojisini şantiyede öğreniyorlardı.

Üstelik o yıllarda çimento ve demir temini kolay değildi. Malzeme sıkıntılarına, yetişmiş iş gücü ve ulaşım sorunlarına rağmen Ankara hızla değişiyordu.

Bu dönüşümün ilginç yanı, binaların dış görünüşünden hemen anlaşılamamasıydı. Geleneksel Türk mimarisinin taş cepheleri, kemerleri ve süslemeleri korunurken yapıların içinde modern mühendisliğin betonarme sistemleri kullanılmaya başlanmıştı.

Cumhuriyet, bir anlamda geçmişin mimari diliyle geleceğin yapı teknolojisini buluşturuyordu.

Elbette Ankara Palas'ın inşaatına daha önce başlanmış olması, ilk betonun kesinlikle burada döküldüğünü tek başına kanıtlamıyor. Bunun için dönemin uygulama projelerinin ve şantiye kayıtlarının karşılaştırılması gerekiyor. Ancak mevcut akademik bulgular, Ankara Palas'ı başkentin bilinen en erken betonarme uygulaması olarak öne çıkarıyor.

Benim bu küçük merakımdan çıkardığım sonuç şu:

Ankara'nın tarihini yalnızca meydanlarında, anıtlarında ve görkemli cephelerinde aramamak gerekiyor. Bazen yüz yıl önce bağlanmış bir demirin, dökülmüş bir betonun ardında da büyük bir dönüşümün hikâyesi saklıdır.

Bugün Ulus'ta Ankara Palas'ın önünden geçerken o binaya artık başka gözle bakıyorum.

Çünkü Ankara Palas, yalnızca Cumhuriyet'in ilk balolarının, devlet konuklarının ve diplomatik buluşmalarının mekânı değil; aynı zamanda başkentin modern yapı teknolojisine geçişinin en önemli tanıklarından biridir.

Ankara'nın betonarmeyle başlayan yeni mimarlık tarihinin ilk sayfası, büyük olasılıkla tam orada açılmıştır.