Bir takvim yaprağı bazen iki ayrı devrimin gölgesini taşır. 1 Kasım da Türkiye için böyle bir gün. 1922’de bu tarihte saltanatın kaldırılması kararı alındı; altı yıl sonra, 1928’de Türk harfleri kabul edildi.

İlk karar, ülkenin yönetiminde son sözün kime ait olduğu sorusuna verilmiş tarihî bir cevaptı. İkincisi, milletin okuyup yazacağı harfleri değiştiren büyük bir dönüşümün başlangıcıydı. Biri devletin kapısını, öteki okulun ve kitabın kapısını aralıyordu.
1922’nin sonbaharında savaş meydanlarında kazanılan zafer, önüne yeni bir mesele koymuştu: Türkiye’yi kim temsil edecekti? Lozan Konferansı için hem Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti hem de İstanbul Hükûmeti çağrılmıştı. Bir millet, iki ayrı hükûmet tarafından temsil edilebilir miydi? Aynı ülke adına iki ayrı merkez konuşabilir miydi?
Meclis’te 1 Kasım günü başlayan görüşmeler bu sorunun ağırlığıyla yapıldı. Alınan kararla saltanat kaldırıldı. Hilafet ise o sırada ayrı tutularak korundu. Böylece ülkenin egemenliğinin kaynağı hanedan olmaktan çıkarıldı; karar ve temsil yetkisi Meclis’te toplandı. Cumhuriyet henüz ilan edilmemişti. Fakat 1 Kasım’da, Cumhuriyet’e giden yolun önündeki en büyük siyasal eşiklerden biri aşılmıştı.
Bu karar, yalnızca bir yönetim biçiminin sona erişi değildi. Yüzyıllar boyunca devredilen bir hüküm hakkının, millet adına konuşan Meclis’e geçişiydi. Savaşın ardından kurulacak yeni devletin temel taşı, işte bu egemenlik anlayışıydı.
Altı yıl sonra yine 1 Kasım’da, bu kez başka bir alanda büyük bir karar alındı. Türkçeyi yazmak için kullanılan Arap harflerinin yerine, Türkçenin ses yapısına göre düzenlenmiş yeni Türk harfleri kabul edildi. Kanunun Meclis’ten geçmesi, uzun bir hazırlık ve tartışma döneminin ardından gelen yeni bir başlangıçtı.
Harf değişikliği, yalnızca kitapların sayfasındaki işaretlerin değişmesi değildi. Devlet dairelerinden okullara, gazetelerden gündelik yazışmalara kadar hayatın pek çok alanı yeniden düzenlenecekti. Yeni harfler öğretilecek, eski harflerle kurulmuş geniş bir yazılı mirasla yeni kuşakların ilişkisi de değişecekti. Bu, beraberinde zorluklar ve tartışmalar taşıyan büyük bir toplumsal dönüşümdü. Ama aynı zamanda okuma yazmayı yaygınlaştırma iddiasının da merkezindeydi.
1 Kasım’ın anlamı, bu iki kararın yan yana duruşunda belirginleşiyor. 1922’de “Ülkenin egemenliği kime ait?” sorusu cevaplandı. 1928’de milletin ortak hayatını hangi yazıyla kuracağına dair yeni bir sayfa açıldı.
Bir tarihte önce iktidarın adresi değişti; sonra harfler. Biri millet adına karar verecek makamı belirledi, öteki o milletin okuyacağı ve yazacağı yeni yolu. 1 Kasım, bu yüzden yalnızca geçmişte alınmış iki kararın yıldönümü değil; bir ülkenin kendi geleceğini kurma iradesini gösteren tarihlerdendir.