Başkent Neden Raylarla Değil Otobüslerle Büyüdü?
Bazı şehirlerin hafızasında ray sesleri vardır.
Sabah işe giden insanların telaşı... Kaldırım kenarında bekleyen yolcular... Çan sesiyle kavşağa giren tramvaylar...
İstanbul'un vardır. İzmir'in vardır. Eskişehir'in vardır.
Peki ya Ankara'nın?
Bugün bu soruyu sorduğunuzda çoğu kişi şaşırır.
Çünkü Ankara'da bir zamanlar sökülmüş tramvay hatları yoktur.
Eski vagonlar yoktur.
Nostaljik tramvay fotoğrafları yoktur.
Ankara'nın kayıp tramvayları aslında hiç kaybetmediği tramvaylardır.
Çünkü Cumhuriyet'in başkenti raylar üzerinde büyümedi.
Oysa hikâyenin başında durum farklıydı.
1923 yılında başkent ilan edilen Ankara, yalnızca yeni bir yönetim merkezi değil, aynı zamanda modern Türkiye'nin vitrin şehri olarak düşünülüyordu.
Avrupa'nın modern kentleri inceleniyor, yeni bulvarlar çiziliyor, parklar planlanıyor, altyapı projeleri hazırlanıyordu.
Bu büyük dönüşümün mimarlarından biri Alman şehir plancısı Hermann Jansen'di.
Jansen'in Ankara için çizdiği plan yalnızca binaları değil, insanların nasıl yaşayacağını da tarif ediyordu.
Yürünebilir mahalleler... Yeşil alanlar... Toplu taşımaya dayalı ulaşım...
Bugün kulağa oldukça tanıdık gelen bu kavramlar, o yıllarda Ankara'nın geleceği olarak görülüyordu.
Fakat genç Cumhuriyet'in önünde başka sorunlar vardı.
Su yoktu.
Kanalizasyon yetersizdi.
Elektrik yeni yeni yayılıyordu.
Devlet daireleri için bina bulunamıyordu.
Memurlar ev bulamıyordu.
Başkent hızla büyüyor ama şehir aynı hızla yetişemiyordu.
İşte tam bu noktada Ankara'nın ulaşım kaderi değişti.
Şehir raylı sistem yerine otobüs ekseninde gelişmeye başladı.
Önce belediye otobüsleri geldi.
Sonra dolmuşlar.
Ardından özel araçlar.
Bulvarlar genişledi.
Yollar çoğaldı.
Ama raylar hiç gelmedi.
Belki de Ankara, Türkiye'nin tramvaysız büyümeyi tercih eden ilk büyük şehri oldu.
Bu tercih yalnızca ulaşımı etkilemedi.
Şehrin karakterini de değiştirdi.
Bugün Kızılay'dan Ulus'a, Cebeci'den Bahçelievler'e baktığımızda geniş yollar görüyoruz.
Oysa başka bir Ankara mümkündü.
Belki Atatürk Bulvarı'nın ortasından bir tramvay geçecekti.
Belki Tandoğan'dan Çankaya'ya uzanan raylar olacaktı.
Belki bugün milyonlarca insan otomobil yerine raylı sistem kullanacaktı.
Bunların hiçbiri gerçekleşmedi.
Ve ilginçtir...
Cumhuriyet Ankara'sının çözmeye çalıştığı ikinci büyük sorun da yine şehirleşmeydi.
Önce tramvay kurulamadı.
Sonra konut yetiştirilemedi.
1930'larda ev arayan memurların şikâyetleriyle başlayan kriz, 1950'lerde Altındağ'ın yamaçlarında yükselen gecekondulara dönüştü.
Bir anlamda Ankara'nın hikâyesi, planlanan şehir ile büyüyen şehir arasındaki mücadeledir.
Bugün rayların hiç döşenmediği caddelerde yürürken bunu fark etmiyoruz.
Ama bazen tarihin en ilginç hikâyeleri gerçekleşenlerde değil, gerçekleşmeyenlerde saklıdır.
Ankara'nın hiç doğmayan tramvayları da işte böyle bir hikâyedir.