Günlerdir, hatta haftalardır, “İYİ Parti lideri Meral Akşener, 26 Ağustos’ta neler söyleyecek?” sorusu üzerine yapılan tartışmalarla yatıp kalkıyoruz. Hatta muhalefetten daha çok iktidar yanlısı televizyonlar, sosyal medya organları ve sözcüleri, soruyu hararetle gündemde tutmaya çalışıyorlar, tartışıyorlar.
Ak Parti iktidarının seçimleri nasıl kazandığını, nasıl dimdik ayakta durduğunu, nasıl politikalar izlediğini muhalefet, bu tartışmalardan bile halen anlayamıyor mu?.. MHP ile, Hüdapar’la, DSP ile, Yeniden Refah Partisi ile sımsıkı, sarsılmaz bir ittifak oluşturan Ak Partili Erdoğan’ın karşısında, bu hesapsız, kitapsız, sağlıksız, darmadağınık muhalefet, alternatif olup seçim mi kazanabilir?
2019 yerel seçimlerinde el ele veren, 20 yıllık Ak Parti iktidarını ilk kez sandıkta yenen, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere 11 büyük şehrin belediye başkanlıklarını kazanan muhalefet, yakaladığı bu sinerji ile Altılı Masa’yı oluşturmuş, 2023 seçimlerine doğru kararlı adımlarla yürüyordu, bir aralar iktidar karşısında yüzde altmışın üzerinde oy oranına yükseldiği görülüyordu.
Ekonomik kriz, hayat pahalılığı, iç ve dış politikalardaki zikzaglar, savrulmalar, iktidarı son derece yıpratmıştı, üstüne bir de 6 Şubat Depremi’nde yaşananlar eklenince, iktidarın seçim kazanma şansı neredeyse sıfıra inmişti. 11 ili vuran asrın en büyük depreminde doğunun ağır kış koşullarında yüz bilerce insanımız günlerce enkazlar altında çığlık çığlığa ezilerek, donarak can verirken, devlet yardımı ancak üç gün sonra bölgeye ulaşmaya başlamıştı.
Tüm bu koşullara rağmen Ak Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, ansızın çıkıp, “14 Mayıs’ta seçimleri yapacağız” demiş, üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olacağını ilan etmiş, ülkede şaşkınlık yaratmıştı.
İçerisinde boğulmakta olduğu sıkıntılarla nefes alamaz hale gelmiş toplum, “Erdoğan yoruldu, artık veda etmeye hazırlanıyor” diye düşünürken, seçim sonrası senaryoları ortaya atılıyordu. Erdoğan’ın gitmesi ile 20 yıllık Ak Parti’nin de geçmişteki Demokrat Parti, Doğruyol Partisi, Anavatan Partisi gibi eriyip gideceği, merkez sağda doğacak büyük boşluğu da ancak İYİ Parti ve lideri Meral Akşener’in dolduracağı konuşuluyordu.
Ne yazık ki Akşener, önündeki bu büyük resmi göremedi, yanındaki birkaç siyaset bilmezin de teşvikleri ile 2 Mart krizini yarattı, hem kendisini, hem partisini, hem Altılı Masa (Millet İttifakı)’nı, hem de milletin umutlarını bir anda yerle yeksan etti.
Akşener, milliyetçi ülkücü söylemleri ile içerisinden geldiği ve husumet beslediği MHP’nin seçmenine göz dikti, küçük hesapların peşine takıldı, tek rakibinin Cumhur İttifakı olduğunu unutup, kendi ittifakındaki partiler ve liderleriyle hesaplaşmaya kalkıştı.
Cumhur İttifakı’nın usta siyasetçisi Erdoğan, “Daha seçime girmeden birbirlerine düştüler, devleti bunlara mı teslim edeceksiniz?” dedi, o günden işi bitirdi.
Akşener’in siyaset sahnesinde hızla parladığı günlerde Cumhur İttifakı lideri Erdoğan ile yanındaki MHP lideri Bahçeli, önce ona tehditler savurmuşlar, sonuç alamayınca da “Altılı Masa sana göre değil, yuvana dön” şeklinde davetlerde bulumuşlardı.
Akşener, bu davetlere “Milletimizin geleceğinin heba edildiği, ortaya sürüldüğü bir kumar masasında hiç olmadık; bundan sonra da olmayız,” şeklinde sert yanıtlar vermişti.
Ancak şimdi bakıyoruz, Akşener, kendisi bir kumar masası kurmanın peşinde, tüm partilere çağrıda bulunuyor, 26 Ağustos’taki Kocatepe konuşmasında, “Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli, Sayın Kılıçdaroğlu, hadi hepimiz yerel seçimlere ayrı ayrı girelim” diye meydan okuyor, partisinin seçimlere kendi adayları ile katılacağını açıklıyor, böyle bir kumar masasında kendisinin de diğer muhalefet partilerinin de en küçük bir şansının bulunmadığını göremiyor.
Kapıyı ittifaklara tamamen kapatmıyor ama, bu söylemleri ile şimdiden toplumun muhalefete olan güvenini ve beklentilerini sarsıyor, Cumhur İttifakı’nın değirmenine su taşıyor. Haklı olarak kamuoyunda, “Akşener bir projedir, Ak Parti iktidarının gizli ortağıdır” görüşlerine meydan veriyor. Üstelik, geçtiğimiz Mayıs seçimlerinde de Akşener’in bir proje aktörü olarak kendisine verilen rolleri gerçekleştirdiği ve Cumhur İttifakı’nın yeniden iktidara gelmesini sağladığı görüşü ağırlık kazanıyor?
Böyle bir senaryo gerçekleşse bile önümüzdeki yerel seçimlerde Akşener o çok güvendiği Ekrem İmamoğlu’nu partisinin adayı gösterse bile, bana göre ittifak olmadan kazanma şansı yüzde sıfırdır, alacağı oy oranı da olsa olsa belki İmamoğlu’nun potansiyel oyları ile birlikte yüzde 15 veya 20 olur. Aynı şekilde İmamoğlu’nu CHP aday gösterse, İstanbul’dan alacakları oy oranı yine yüzde 30 ile 35 arasında kalır.
Cumhur İttifakı, hiç bir şekilde Akşener’in çağrısı ile böyle bir “Kumar masasına” oturmaya gerek duymaz ama, velevki oturdu diyelim, kayıtsız şartsız destekleyicisi MHP ve diğer partilerin destekleri onu asla yalnız bırakmaz, yine yüzde 50’nin üzerinde oy oranıyla İstanbul’u da bütün büyük şehirleri de alır götürür.
Akşener’in, siyaset sahnesinde varlığını sürdürebilmesi ve daha büyük hedeflere yönelebilmesi için, böylesine çarpraz politikalar üretmesine gerek var mı? Ülke yangın yeri, millet nefes alamaz durumda. Kendi ittifak ortaklarını yerden yere vuracağına, 20 yıllık yıpranmış, tükenmiş iktidarın çaresizliklerine yüklenmeli, milletin bekası, birlik ve beraberliği için alternatif politikalar üretmeli diye düşünüyorum.
Akşener, Kumar Masası mı Kurmak İstiyor?
Cengiz Özer
Yorumlar