Cumhuriyetimizin yüz yıllık tarihinde, çok partili hayata geçilmesinden bu yana ülkeyi büyük ölçüde sağ iktidarlar yönetti. Kısa süreli Bülent Ecevit hükümetleri istisna tutulursa, sağ siyasetin hemen her rengi ve eğilimi Türkiye'yi yönetme fırsatı buldu.
Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet'in kuruluşundan Demokrat Parti'nin iktidara geldiği 1950 yılına kadar tek parti olarak ülkeyi yönetti. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından faşizmin yenilmesiyle Batı dünyasında yükselen sosyal demokrat ve liberal dalga Türkiye'yi de etkiledi. Çok partili hayata geçişin ardından, İsmet İnönü'nün CHP'yi "ortanın solu" olarak tanımlaması, partinin yeni siyasal yönelimini ortaya koydu.
Ancak Türkiye'nin çok partili demokrasi deneyimi sık sık askeri müdahalelerle kesintiye uğradı. Demokrat Parti'nin ardından Adalet Partisi iktidarı geldi ve merkez sağ çizgiyi temsil etti. 1970'li yıllarda Milliyetçi Cephe hükümetleri ülke yönetiminde etkili oldu. Bu dönemde kurulan Ecevit hükümetleri ise tek başına iktidar olamadı; koalisyonlarla görev yaptı.
12 Eylül darbesinin ardından kurulan Anavatan Partisi, liberal-sağ politikaları benimsedi. 1990'lı yılların siyasal ve ekonomik krizlerinin ardından ise 2002 yılında muhafazakâr kimliğiyle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi.
Böylece sağ siyasetin muhafazakâr, milliyetçi, liberal ve dindar tüm eğilimleri ülkeyi yönetme imkânı buldu. Her biri kendi hikâyesini anlattı ve kendi politikalarını uyguladı. Ancak Cumhuriyet'in planlamacı ve kalkınmacı mirası önemli ölçüde tasfiye edildi.
AK Parti'nin uzun yıllara yayılan iktidarında Cumhuriyet'in temel kurumlarıyla kapsamlı bir hesaplaşma yaşandı. Özelleştirmelerle kamu varlıkları elden çıkarıldı. İşsizlik ve gelir adaletsizliği büyüdü.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge önemli ölçüde zayıfladı. Hukuka duyulan güven sarsıldı, adalet duygusu yara aldı. Milyonlarca çalışan açlık sınırına yakın ücretlerle yaşam mücadelesi verir hale geldi. Vergi yükü geniş toplum kesimlerinin omuzlarına yıkıldı. Tarım üretimi geriledi, köyler boşaldı.
Bugün gelinen noktada sağ siyasetin toplumun önüne koyabileceği yeni ve ikna edici bir gelecek vizyonu kalmamıştır. Geniş halk kesimlerinden kopan iktidar, siyasal varlığını sürdürebilmek için muhalefeti ve seçmen iradesini yargı mekanizmaları üzerinden baskı altına almaya çalışmaktadır.
Tarihsel süreç, sağ siyasetin bütün seçeneklerini denemiştir. Sağ politikalar kendi tarihsel misyonunu büyük ölçüde tamamlamıştır.
Artık toplumun dinamikleri solun önünü açmaktadır. Sol yalnızca bir muhalefet hareketi değil, gerçek bir iktidar alternatifidir. Bu süreç fiilen başlamıştır.
Türkiye'deki mevcut güç dengeleri ve yerleşik düzen, Muhalefeti bölerek bu yükselişi durdurmaya çalışmaktadır. 19 Mart süreci ve ardından gündeme gelen butlan tartışmalarıyla partiyi ikiye bölme girişimi beklenen sonucu vermemiştir. Tam tersine toplumdaki tepki meydanlara taşmış, geniş halk kesimleri demokrasi talebini daha güçlü biçimde dile getirmeye başlamıştır.
YENİ PARTİ Genel Başkanı Özgür Özel'in toplumla kurduğu doğrudan ilişki, onu yalnızca bir genel başkan değil, giderek genişleyen bir siyasal lider konumuna taşımaktadır. Türkiye'de yeni bir sosyal demokrat iktidarın ihtimali artık hiç olmadığı kadar güçlü görünmektedir. Bugün yaşananlar, ileride Türkiye'nin demokratik dönüşüm sürecinin sancıları olarak tarihe geçecektir.
Ancak solun omuzlarındaki yük oldukça ağırdır.
Öncelikle halk egemenliği yeniden gerçek anlamda tesis edilmeli, Cumhuriyet demokratik işleyişine kavuşturulmalıdır. Bunun yolu, demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa hazırlamaktan geçmektedir. Güçler ayrılığı ilkesine dayanan parlamenter sistem yeniden kurulmalı; laiklik tavizsiz biçimde güçlendirilmelidir. Kürt sorununun kalıcı çözümü ise ancak demokratik hukuk devleti içinde mümkün olabilir.
Bunun yanında milyonlarca yurttaşın günlük yaşamını doğrudan etkileyen yakıcı sorunlar da çözüm beklemektedir. Açlık ve yoksulluk, yüksek enflasyon, işsizlik, eğitim sistemindeki çöküş, hukuk güvenliğinin zedelenmesi, uyuşturucu ticareti ve organize suç yapılanmalarının güçlenmesi, Türkiye'nin acil gündemini oluşturmaktadır.
Bu sorunların çözümü, güçlü bir sosyal devlet anlayışını ve demokratik hukuk düzenini yeniden inşa edebilecek bir siyasal iradeyi gerektiriyor.
Bugünün en güçlü sol iktidar adayı, Özgür Özel liderliğinde şekillenen siyasal harekettir. Ancak demokratik bir ülke inşa edebilmek için önce demokratik işleyen bir partiye ihtiyaç vardır. Mahalle delegesinden genel başkana kadar tüm parti organlarının üyelerin özgür iradesiyle belirlendiği güçlü bir örgütlenme modeli, yalnızca YENİ PARTİ’nin değil Türkiye demokrasisinin de önünü açacaktır.
Özellikle YENİ PARTİ Genel Merkezi etrafında yaşanan son tartışmaların ardından ortaya çıkan taban hareketi, daha katılımcı ve demokratik bir parti yönetimi talebini güçlü biçimde gündeme taşımaktadır.
Toplum değişim iradesini ortaya koymuştur. Bundan sonra belirleyici olacak olan, solun iktidara gelip gelmeyeceği değil; iktidara geldiğinde Cumhuriyeti demokrasiyle yeniden buluşturacak cesareti gösterip gösteremeyeceğidir