Sarayın hukuk danışmanı Mehmet Uçum, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında “Türkiye’nin büyük yürüyüşü” olarak tarif ettiği sürecin önemli adımlarını şöyle sıralıyor:
“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş ile Terörsüz Türkiye süreci bu kararlılığın en önemli adımları arasındadır. Gelinen aşamada ise yeni anayasa Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmazdır.”
İşte tam da burada durup sormak gerekiyor:
Nasıl bir anayasa? Kimin için yeni? Ve bu anayasa neden şimdi gündeme getiriliyor?
2024 yerel seçimleri, Türkiye siyasetinde önemli bir tablo ortaya çıkardı. Ana muhalefet partisi, uzun yıllardan sonra ülkenin birçok büyük kentinde önemli bir başarı elde etti. Bu sonuç, iktidar açısından yalnızca bir yerel seçim sonucu olarak görülmedi; ülkenin siyasal dengelerindeki değişimin güçlü bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Bugün yaşanan gelişmelere bakıldığında, muhalefetin parçalanması, yerel yönetimlerin hareket alanının daraltılması ve siyasetin yeniden şekillendirilmesi tartışmaları, anayasa gündemiyle birlikte değerlendirilmek zorunda.
Ekrem İmamoğlu hakkında başlayan yargı süreçleri ve bazı belediye başkanlarıyla ilgili tutuklama ve görevden uzaklaştırma kararları, muhalefet tarafından siyasal alanın daraltılması olarak eleştiriliyor. İktidar ise bu süreçleri yargısal gerekçelerle savunuyor.
Aynı dönemde “Terörsüz Türkiye” başlığı altında yürütülen çalışmalar da Türkiye'nin siyasal gündeminin merkezine yerleşmiş durumda.
Bütün bunların anayasa tartışmasıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu önümüzdeki süreç gösterecek.
Ancak Mehmet Uçum’un açıklamaları, iktidarın yeni anayasa konusunda nasıl bir çerçeve düşündüğüne ilişkin önemli ipuçları veriyor.
Uçum’a göre yeni anayasanın kırmızı çizgileri şöyle: Türk milleti, Türk vatandaşlığı, resmi dil ve tek zorunlu eğitim dili olarak Türkçe, cumhuriyet, üniter yapı, laiklik ve demokratik hukuk devleti.
İlk bakışta bunlar tartışılması zor başlıklar gibi sunuluyor. Fakat asıl mesele başka yerde.
Mehmet Uçum, bir yandan “yeni anayasa” diyor; diğer yandan mevcut anayasal düzenin temel siyasal çerçevesini büyük ölçüde koruyan kırmızı çizgiler sıralıyor.
O halde soralım: Yeni olan ne?
Eğer Cumhuriyet, üniter yapı, laiklik, Türk vatandaşlığı, Türkçe ve hukuk devleti korunacaksa; Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni anayasa yalnızca mevcut sistemin devamını sağlayacak bir metin mi olacaktır?
Yoksa asıl tartışılması gereken, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, Meclis’in etkinliği, demokratik denetim, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yarattığı güç yoğunlaşması mıdır?
Çünkü Türkiye’nin temel anayasal sorunu yalnızca anayasanın hangi maddelerinin değiştirileceği değildir.
Asıl mesele, devlet gücünün nasıl sınırlandırılacağıdır.
1982 Anayasası’nın darbe döneminin izlerini taşıyan anlayışını eleştirenler, bugün yeni anayasa tartışmasının aynı merkeziyetçi ve güçlü yürütme anlayışını başka bir biçimde sürdürüp sürdürmeyeceğini sorguluyor.
Üstelik ekonomik kriz, yüksek hayat pahalılığı ve toplumun geniş kesimlerinin geçim sıkıntısıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde anayasa tartışmasının gündemin merkezine taşınması da ayrıca önem taşıyor.
Türkiye’nin milyonlarca yurttaşı için bugün en yakıcı mesele; mutfaktaki yangın, barınma sorunu, adalet duygusunun zedelenmesi, gençlerin gelecek kaygısı ve gelir dağılımındaki bozulmadır.
İnsanlar “Yeni anayasa nasıl olacak?” sorusundan önce, “Çocuğumun geleceği nasıl olacak?” diye soruyor.
İktidarın önümüzdeki seçimlerde topluma hangi siyasi programı sunacağı ise ayrı bir tartışma konusu.
Yeni anayasa, demokratik toplumlarda ortak bir toplumsal sözleşme arayışının ürünü olabilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için anayasa değişikliğinin toplumun geniş kesimlerinin katılımıyla, şeffaf biçimde ve demokratik uzlaşma temelinde yapılması gerekir.
Bir anayasa, iktidarın ihtiyaçlarını karşılamak için değil, iktidarı sınırlamak ve yurttaşın haklarını güvence altına almak için vardır.
Türkiye’nin ihtiyacı da tam olarak budur.
Yeni anayasa adı altında mevcut siyasal düzenin tahkim edilmesi değil; daha güçlü Meclis, bağımsız yargı, gerçek kuvvetler ayrılığı, özgür yurttaş, güçlü yerel demokrasi ve gerçek anlamda hukuk devleti.
Mehmet Uçum’un “kaçınılmaz” olarak nitelediği yeni anayasa tartışmasının Türkiye açısından gerçek sınavı burada başlayacaktır.
Çünkü sorun yalnızca anayasanın değişmesi değildir.
Sorun, Türkiye’nin nasıl bir demokrasiye sahip olacağıdır.
Ve bu tartışmada söz yalnızca siyasetçilerin, hukukçuların ya da iktidarın olmamalıdır.
Söz, yetki ve karar halka aittir.
Türkiye’de değişim isteyen geniş toplum kesimleri demokratik bir anlayışla örgütlendiğinde, siyasetin dengeleri de değişebilir.
Yeni Parti’nin yükselişi ve iktidar hedefi de bu toplumsal değişim arayışının bir parçası olarak şekillenmektedir.
Önümüzdeki dönem, Türkiye’nin yalnızca yeni bir anayasa değil, yeni bir siyaset anlayışı aradığını daha açık biçimde gösterecektir.