Bir şehre bir adamın adı verilebilirdi.

Üstelik o adam, o şehri tarihin merkezine taşımıştı.

Ankara, Mustafa Kemal’den önce de vardı. Roma’yı, Bizans’ı, Selçukluyu, Osmanlıyı görmüştü.

Sonra bir adam geldi.

27 Aralık 1919.

Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya girdi.

O günden sonra yalnız onun değil, Ankara’nın da kaderi değişti.

Şehir önce karargâh oldu.

Sonra Meclis.

Sonra hükümet.

Sonra bir savaşın sinir merkezi.

Telgraflar buradan çekildi. Ordular buradan yönetildi. Bir imparatorluğun son günleri İstanbul’da yaşanırken, yeni bir devlet Ankara’da doğmaya başladı.

Dört yıl sonra sıra son adıma gelmişti.

Ankara başkent olacaktı.

Fakat tam o sırada, bugün neredeyse unutulmuş bir fikir ortaya çıktı:

Ankara’nın adı değiştirilebilirdi.

Yeni başkente, onu tarihin merkezine taşıyan adamın adı verilebilirdi.

Türkiye’nin başkenti artık Ankara olmayabilirdi.

Bir başka adı olabilirdi:

Gazi Mustafa Kemal Paşa.

1923 sonbaharı.

Lozan imzalanmıştı.

Millî Mücadele kazanılmış, saltanat kaldırılmıştı.

Ama Cumhuriyet henüz ilan edilmemişti.

Mustafa Kemal henüz Cumhurbaşkanı değildi.

Henüz “Atatürk” de değildi.

Yeni devletin önünde ise temel bir soru duruyordu:

Nereden yönetilecekti?

İstanbul’dan mı?

Ankara’dan mı?

Yoksa başka bir şehirden mi?

Bugün cevap kaçınılmaz görünür.

O günlerde değildi.

İstanbul, yüzlerce yıllık imparatorluk başkentiydi. Hilafet, yabancı elçilikler, bankalar, gazeteler ve eski devletin hafızası oradaydı.

Ankara ise küçüktü.

Tozluydu.

Susuzdu.

Yoksuldu.

Devlet daireleri için bina, memurlar için ev bile yoktu.

Bu nedenle başka ihtimaller de konuşuluyordu.

Sivas’ın adı geçiyordu.

Yeni bir şehir kurulması düşünülüyordu.

Ve tartışmaların arasından olağanüstü bir öneri çıktı:

Ankara başkent olsun.

Ama adı değişsin.

Şehre Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın adı verilsin.

Hikâyenin izi dönemin basınına kadar uzanıyor.

Tanin gazetesinin aktardığına göre, Halk Fırkası toplantısında Ankara’nın hükümet merkezi olması tartışılırken, şehre Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın adının verilmesi düşüncesi ortaya çıktı.

Olmadı.

Daha önemlisi, buna izin vermeyen kişi, adına başkent kurulmak istenen adamın kendisiydi:

Mustafa Kemal.

Bu küçük ayrıntı, Ankara’nın başkent oluşuna ilişkin büyük anlatının içinde kayboldu.

Oysa asıl durmamız gereken yer belki de tam burasıdır.

Çünkü mesele yalnızca bir şehir adı değildi.

Bir devletin, daha doğarken kendisini nasıl tarif edeceği meselesiydi.

Tarih, liderlerin adlarını coğrafyanın üzerine yazdı.

Amerika’nın başkenti Washington, adını George Washington’dan aldı.

Petrograd, Lenin’in ölümünden sonra Leningrad oldu.

Tsaritsyn, Stalin döneminde Stalingrad’a dönüştü.

Leningrad ve Stalingrad başkent değildi. Ama aynı güçlü siyasal geleneğin örnekleriydi:

Liderin adı şehrin üzerine yazılıyor, şehir bir dönemin anıtına dönüşüyordu.

1923 sonbaharında Türkiye’nin önünde de, kısa bir an için, benzer bir ihtimal belirmişti.

Yeni devletin merkezi ile onu kuran adam aynı adı taşıyabilirdi.

Ama olmadı.

Mustafa Kemal kabul etmedi.

Bunu yalnızca tevazuyla açıklamak kolaydır.

Ama yetersizdir.

Çünkü Türkiye son derece hassas bir eşikteydi.

Saltanat kaldırılmıştı.

Hilafet sürüyordu.

Cumhuriyet henüz ilan edilmemişti.

Mustafa Kemal’in karşısında ciddi bir siyasal muhalefet vardı.

Ankara’nın başkent olması bile bazı çevrelerde büyük bir kopuş olarak görülüyordu.

Böyle bir zamanda yeni başkente Mustafa Kemal’in adının verilmesi nasıl okunurdu?

Bir şükran gösterisi olarak mı?

Yoksa yeni devletin, daha rejiminin adını koymadan bir adamın devletine dönüşmesi olarak mı?

Mustafa Kemal bunu görmüş olabilir miydi?

Bilmiyoruz.

Bunu kesin olarak söyleyen bir belge yok.

Ama bildiğimiz bir şey var:

Öneri kabul edilmedi.

Ankara’nın adı değişmedi.

9 Ekim 1923’te İsmet Paşa ve arkadaşları Ankara’nın hükümet merkezi olması için önerge verdiler.

Dört gün sonra karar alındı.

Metin gösterişli değildi.

Bir kurucu lider övgüsü yoktu.

Bir destan anlatmıyordu.

Hüküm yalındı:

Türkiye Devleti’nin merkezi Ankara’ydı.

Mustafa Kemal’in adı yoktu.

Gazi unvanı yoktu.

Bir lidere adanmış başkent yoktu.

Sadece Ankara vardı.

Belki de hikâyenin en çarpıcı tarafı budur.

Mustafa Kemal Ankara’yı seçti.

Ankara’dan savaştı.

Ankara’da Meclis açtı.

Ankara’dan bir devlet kurdu.

Ama Ankara’yı kendi adına çevirmedi.

Başkent onun eseri oldu.

Onun adını taşımadı.

Tarihte bazı isimler şehirlerin üzerine yazılır.

Bazılarıysa yazılmaz.

Ankara’nın üzerinde de görünmeyen bir isim vardır.

Bir zamanlar düşünülmüş.

Konuşulmuş.

Ve reddedilmiş bir isim:

Gazi Mustafa Kemal Paşa.

Bir adam, bir şehri tarihin merkezine taşıdı.

Sonra o şehre onun adını vermek istediler.

Adam kabul etmedi.

Şehir kendi adıyla kaldı.

Ankara.

Ve belki de hikâyenin bütün sırrı budur:

Mustafa Kemal, kurduğu başkentin sahibi olmadı.

Kurucusu oldu.