
Bir zamanlar gözyaşı da satın alınırdı.
Bugün kulağa tuhaf geliyor. İnsan gerçekten para verip bir başkasını kendi yerine ağlatır mı? Oysa binlerce yıl boyunca dünyanın birçok coğrafyasında bunun cevabı "evet" oldu.
İnsanlık, ölümü yalnızca sessizlikle uğurlamadı. Kimi zaman çığlıklarla, kimi zaman ağıtlarla, kimi zaman da bu işi meslek edinmiş insanların sesiyle uğurladı.
Bu geleneğin izleri bizi antik dünyanın derinliklerine kadar götürüyor.
Eski Mısır'da firavunların cenazelerinde, tanrıçalar İsis ve Neftis'i temsil eden yas kadınları en önde yürürdü. Onların görevi yalnızca ağlamak değildi. Yüksek sesle ağıtlar söyleyerek, ölen kişinin ardından tutulan yası görünür kılıyorlardı. Mezopotamya'da ağıt rahibeleri vardı. Kralların, kahramanların ve hatta yıkılan şehirlerin ardından söylenen ağıtlar kil tabletlere kadar işlendi. Antik Yunan'da ve Roma'da ise varlıklı aileler, cenaze törenlerinin görkemini artırmak için profesyonel ağıtçılar tutuyordu. Öyle ki, zaman zaman bu gösterişli yas törenleri devletleri rahatsız edecek boyutlara ulaşıyor, yasalarla sınırlandırılmaya çalışılıyordu.
Çünkü eski dünyada gözyaşı yalnızca acının değil, itibarlı bir vedanın da simgesiydi.
Bu kadim gelenek yüzyıllar boyunca Anadolu'da da yaşamaya devam etti.
Anadolu'nun birçok köyünde "yasçı kadınlar", "ağıtçılar" ya da halkın farklı adlarla andığı profesyonel ağıtçılar cenaze evlerine çağrılırdı. Daha ölünün kapısı açılmadan yükselen ilk ağıt, çoğu zaman onların sesiydi. Ölen kişinin adı, yaptığı iyilikler, geride bıraktıkları ve ailesinin acısı, o anda doğaçlama söylenen dizelere dönüşürdü.
Onlar yalnızca ağlamazdı.
Konuşamayanların yerine konuşur, içine kapananların yerine haykırır, gözyaşı dökemeyenlerin yerine gözyaşı dökerlerdi.
Belki de bu yüzden Anadolu'da hâlâ unutulmayan bir söz vardır:
"Düğün evinde tefçi, cenaze evinde yasçı eksik olmaz."
Bu söz, bir mesleği değil, bir toplumsal ihtiyacı anlatır.
Bugün profesyonel ağıtçılar büyük ölçüde tarihe karıştı. Şehir hayatı yasın biçimini değiştirdi. Cenazeler kısaldı, ağıtların yerini sessizlik aldı. Ama Anadolu'nun bazı köylerinde yaşlı bir kadının cenaze başında içtenlikle yaktığı ağıt duyulduğunda, binlerce yıllık bir geleneğin hâlâ nefes aldığı hissedilir.
Belki de insan, tarih boyunca ölümü hiçbir zaman tek başına karşılayamadı.
Bu yüzden acısını paylaşacak bir ses aradı.
Bir zamanlar o sesin bir adı vardı.
Mesleği gözyaşı olan insanlar...