Hayatta bazı insanlar vardır, giderken yalnızca kendilerini götürmezler. Bir alışkanlığı, bir sesi, bir bakışı, hatta bazen hayatımızın bir parçasını da yanlarında götürürler. Ardından geriye sessizlik kalır. Bir zamanlar birlikte doldurduğumuz yerlerde şimdi yalnızca anılar dolaşır.
Bir de kalanlar vardır.
Kalanlar, çoğu zaman daha güçlü oldukları için kalmaz. Bazen gidecek yeri olmadığından, bazen gitmeyi göze alamadığından, bazen de geride bırakacağı insanları düşündüğünden kalır. Kalanların hikâyesi dışarıdan bakıldığında sessizdir ama içlerinde kimsenin görmediği büyük bir mücadele vardır.
Gidenler, hayatımızdan çıktığında her şeyin biteceğini sanırız. Oysa bazı insanlar gittikten sonra bile uzun süre bizimle yaşamaya devam eder. Bir şarkıda, bir sokakta, bir kokuda, hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkarlar. Onları unutmadığımız için değil yalnızca; onlarla birlikte kendimizin de bir parçasını geride bıraktığımız için.
Bazen giden haklıdır. Çünkü bazı yerlerde kalmak, insanın kendisinden vazgeçmesi demektir. Bazen gitmek bir kaçış değil, hayatta kalma biçimidir. İnsan, aynı yerde kalarak her zaman sadakat göstermiş olmaz. Kimi zaman en büyük cesaret, alıştığın her şeyi geride bırakıp bilmediğin bir yola çıkabilmektir.
Ama kalanlar da her zaman kaybeden değildir.
Kalanlar, bazen bütün acıya rağmen hayatı yeniden kurmayı seçer. Gidenin ardından kapıyı kapatır, odaları toplar, eksilen cümleleri tamamlar. Bir süre sonra yokluğa alışır. Sonra bir gün fark eder ki insan, bazı boşluklarla yaşamayı da öğrenebiliyor.
Belki de hayat, gidenler ve kalanlar arasında sürekli bir denge kuruyor. Birileri giderken birileri geliyor. Birileri hayatımızdan çıkarken, hiç beklemediğimiz insanlar hayatımıza giriyor. Biz de bu değişimin içinde sürekli yeniden şekilleniyoruz.
Çünkü aslında insan, hayatı boyunca hem giden hem de kalan oluyor.
Bir gün bir şehirden gidiyoruz. Bir gün bir evden, bir işten, bir ilişkiden ya da eski bir alışkanlıktan… Bazen de kendimizin eski hâlinden gidiyoruz. Ardımızda bıraktığımız insanlara göre biz giden oluyoruz. Ama başka bir yerde, başka bir hikâyede, belki de bir başkasının hayatında kalan taraf oluyoruz.
İnsanların gidişlerine kızıyoruz. Bizi yarı yolda bıraktıklarını düşünüyoruz. Fakat herkesin kendi hayatında yürümek zorunda olduğu bir yol var. Bazıları bizimle aynı yolda bir süre yürüyebiliyor. Sonra yollar ayrılıyor.
Ve biz çoğu zaman ayrılığı, yolun bittiği yer sanıyoruz.
Oysa bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için giriyor. Bazıları cesareti, bazıları vedayı, bazıları da kendimizi sevmeyi öğretiyor. Bazıları ise bize, bir insanın hayatımızdan çıkmasının dünyanın sonu olmadığını gösteriyor.
Gidenler gider.
Kalanlar bir süre onları bekler.
Sonra hayat devam eder.
Belki de büyümek, herkesin bizimle aynı yere kadar yürümeyeceğini anlamaktır. Bazıları bizimle çocukluğumuzdan gençliğimize kadar gelir. Bazıları bir mevsim kalır. Bazıları yalnızca birkaç ay, birkaç gün, hatta birkaç saat…
Ama her biri, hayatımızın bir yerinde iz bırakır.
Sonra bir gün geriye dönüp baktığımızda şunu anlarız:
Bazı insanlar bizi terk etmedi. Sadece hayatımızdaki görevleri bitti.
Bazı insanlar da bizim kalacağımızı düşünürken, biz gitmek zorunda kaldık.
Çünkü hayat, kimsenin sonsuza kadar aynı yerde kalacağına dair söz vermiyor.
Ve belki de en büyük gerçek şu:
Gidenleri suçlamadan, kalanları küçümsemeden yaşamak gerekiyor.
Çünkü hepimiz bir gün birilerinin hayatında giden olacağız. Bir başka hayatın hikâyesinde ise kalan…
Önemli olan, giderken ardımızda ne bıraktığımız.
Ve kalırken, kendimizden ne kadarını koruyabildiğimiz.