Bugün Tandoğan Meydanı'nda birkaç dakika durun.

Bir yanda tren garı, diğer yanda Anadolu'nun dört bir yanından gelen insanların telaşı... Otobüsler, otomobiller, alt geçitler, üst geçitler, korna sesleri...

Sonra gözlerinizi kapatın.

Ve hayal edin.

Aynı yerde bir zamanlar koyunların otladığını...

Daha da ilginci, uçakların indiğini...

Evet, yanlış okumadınız.

Bugün Ankara'nın en yoğun kavşaklarından biri olan Tandoğan'ın bulunduğu düzlük, Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir süre hava alanı olarak kullanıldı.

Bu hikâye, Ankara'nın nasıl bir bozkır kasabasından başkente dönüştüğünün de hikâyesidir.

Cumhuriyet ilan edildiğinde Ankara henüz bugünkü Ankara değildi.

Ulus'un biraz dışına çıktığınızda geniş çayırlar, tarlalar ve bozkır düzlükleri başlıyordu. Şehrin batıya açıldığı noktada ise kilometrelerce uzanan neredeyse engelsiz bir arazi vardı.

İşte Alman şehir plancısı Hermann Jansen, Ankara'yı planlarken bu boşluğu gördü.

Bugün milyonların geçtiği Tandoğan çevresi, o yıllarda şehrin kenarında kalan geniş bir açıklıktı.

Küçük pervaneli uçakların iniş kalkış yapabileceği kadar geniş...

Belki de Ankara tarihinin en büyük ironilerinden biri burada saklıdır.

Bugün insanlar Tandoğan'da trafik sıkışıklığından yakınırken, bundan yaklaşık yüz yıl önce aynı noktada pilotlar rüzgârın yönünü hesaplıyordu.

Şimdi kırmızı ışık beklenen yerde bir zamanlar iniş hesapları yapılıyordu.

Bugün egzoz kokusunun yükseldiği yerde motor yağı kokusu duyuluyordu.

Belki de bir Ankaralı için tarihin en şaşırtıcı sahnelerinden biri şöyle olurdu:

1920'lerin sonlarında bir çocuk, çayırın ortasına inen küçük bir uçağı seyrediyor.

Aradan yüz yıl geçiyor.

Aynı yerde torunu, trafik ışığında otobüs bekliyor.

Mekân aynı.

Manzara tamamen farklı.

Ankara'nın hikâyesi biraz da budur.

Cumhuriyet'in kurucu kadroları yalnızca yeni bir devlet kurmadılar.

Yeni bir şehir de kurdular.

O şehrin bazı parçaları zamanla öylesine değişti ki geçmişini hatırlamak bile güçleşti.

Tandoğan da bunlardan biridir.

Bugün meydanın ortasında duran biri, burada bir zamanlar uçakların tekerlek izleri bulunduğuna inanmakta zorlanabilir.

Ama Ankara'nın hafızası, asfaltın altında hâlâ o eski bozkırı saklıyor.

Belki de Tandoğan'ın gerçek hikâyesi budur.

Bir zamanlar gökyüzüne açılan bir çayırın, zamanla milyonlarca insanın kesiştiği bir meydana dönüşmesinin hikâyesi...

Ve belki de Ankara'nın bütün hikâyesi tek bir cümlede gizlidir:

Bir zamanlar uçakların indiği yere bugün insanlar yetişmeye çalışıyor.