Bugün yaşananları izlerken insanın zihni ister istemez bir asır öncesine gidiyor.

Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin hikâyesi, bugünkü gibi devasa binalarda, ışıklı salonlarda, televizyon kameralarının önünde başlamadı. O hikâye, işgal altındaki bir ülkede, dağılmak üzere olan bir imparatorluğun enkazında, elde doğru dürüst masa bile yokken başladı.

Bir çadırın içinde…

Sivas’ta.

Bugün birçok kişi CHP’nin kuruluş tarihini 9 Eylül 1923 olarak bilir. Bu doğrudur. Çünkü parti tüzüğü o tarihte kabul edildi. Ama Mustafa Kemal, 1927’deki büyük kurultayda çok farklı bir cümle kurdu. O toplantıya “İkinci Kurultay” dedi. Yani ona göre birinci kurultay, 4 Eylül 1919’da başlayan Sivas Kongresi idi.

Aslında mesele tam da buydu.

O günlerde henüz ortada bir devlet yoktu. Cumhuriyet yoktu. Parti yoktu. Ama bir irade vardı.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleşen insanlar, işgale karşı bir direniş örgütlemeye çalışıyordu. Delegeler kimi zaman at sırtında, kimi zaman kağnıyla Sivas’a ulaşıyordu. Bazıları günlerce aç kaldı. Bazıları geri dönemeyeceğini bilerek geldi.

Bugünün siyasi tartışmaları içinde unutulan en önemli şey belki de şu: Cumhuriyet Halk Partisi önce bir devlet partisi değil, bir memleketi ayağa kaldırma hareketiydi.

Ve sonra Ankara günleri başladı.

Birinci Meclis açıldığında ortada bugünkü anlamda bir “parti genel merkezi” yoktu. Çünkü memlekette doğru dürüst bina bile yoktu. Ankara taşraydı. Elektrik zayıftı. Yol yoktu. Bürokrasi yoktu. Hatta bazen sobaya atacak kömür bile bulunamıyordu.

İşte o günlerde, Birinci Meclis’in bir odası aynı zamanda siyasi merkeze dönüştü.

Bir oda…

Bugün yüzlerce korumayla girilen genel merkezlerin atası sayılabilecek ilk “parti merkezi” buydu belki de.

Duvarlarında büyük ekranlar yoktu. Basın danışmanları yoktu. Kriz masaları yoktu.

Ama o odada memleketin kaderi konuşuluyordu.

Bugün yaşanan tartışmaları görünce insan ister istemez o ilk günleri düşünüyor. Çadırdaki kongreyi… Meclis içindeki küçük odayı… Ve bütün bunların ortasında duran büyük soruyu…

Bir siyasi parti nedir?

Bir bina mı? Bir mühür mü? Bir mahkeme kararı mı? Yoksa ortak bir tarih duygusu mu?

Çünkü bazı yapılar vardır; onları yalnızca hukuk kurmaz. Tarih kurar. Hafıza kurar. Mücadele kurar.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin hikâyesi de tam olarak böyle başladı. Önce çadır vardı. Sonra bir meclis odası. Sonra Cumhuriyet geldi.

Bugün yaşanan fırtınalar ne kadar büyük görünürse görünsün, insan bazen tarihin derinliklerinden gelen o eski görüntüyü düşünüyor:

Sivas’ta rüzgârın salladığı bir çadır… İçeride birkaç yorgun insan… Ve henüz adı bile tam konmamış bir memleket.