Ankara’da yılbaşı hiçbir zaman yalnızca bir gece olmadı. Hele 1920’lerin ortasından 1940’lara kadar olan dönemde… Ne çam ağacıydı mesele, ne süs, ne de eğlence. Asıl mesele hangi zamanın içinde yaşadığını ilan etmekti.
Cumhuriyet Ankara’sında yılbaşı, bir takvim yaprağından çok daha fazlasıydı; bir aidiyet beyanı, bir medeniyet tercihi, hatta sessiz bir siyasal duruştu.
TAKVİM DEĞİŞTİ, HAYAT DA DEĞİŞTİ
1926’da Miladi takvimin kabulüyle birlikte, Ankara’da zaman yeniden kuruldu. Saatler, günler, aylar artık yalnızca ölçü birimi değil; yeni rejimin gündelik hayata nüfuz eden diliydi. Yılbaşı da bu dilin en görünür kelimelerinden biri oldu.
Basına bakıldığında, özellikle Hakimiyet-i Milliye ve daha sonra Ulus’ta yılbaşı haberleri bugünkü gibi eğlence odaklı değildir. Manşetlerde şunlar vardır:
“Yeni yıla girerken Cumhuriyetimizin kazanımları”,
“Geçen yıl içinde yapılanlar”,
“Yeni yıl hedefleri”.
Yılbaşı, bir neşe patlamasından çok devlet muhasebesi gibidir. Eğlence geri plandadır; ilerleme, düzen ve süreklilik öndedir.
EVLERDE YILBAŞI: SESSİZ, DİKKATLİ, BİLİNÇLİ
1920’lerin sonu ile 1930’larda Ankara evlerinde yılbaşı geceleri genellikle küçük ve kontrollüdür. Birkaç misafir, çoğu memur ya da öğretmen… Sofra özenlidir ama abartısızdır. Saat on iki özellikle beklenir; bu bile başlı başına bir bilinç göstergesidir.
Radyo varsa büyük olaydır. Kadınlar içinse yılbaşı gecesi ayrı bir anlam taşır: karma misafirli sofralar, yeni masa düzenleri, yeni görgü biçimleri… Yılbaşı, evin içinde modernliğin prova edildiği bir akşamdır.
Alkol her evde yoktur; müzik çoğu zaman fısıltı düzeyindedir. Bu bir eğlence değil, bir hayat biçimini sessizce benimseme halidir.
HALKEVLERİ VE RESMÎ HİSSİYAT
1930’larla birlikte Halkevleri yılbaşının kamusal mekânları haline gelir. Balo kelimesi kullanılır ama temkinlidir. Askerî ve sivil bürokraside tebrik telgrafları, resmî ziyaretler yapılır. Yılbaşı resmî bayram değildir ama resmî bir duygusu vardır.
Bu yıllarda yılbaşı, “biz buradayız ve buradayız” demenin bir yoludur. Ankara’nın küçük ama bilinçli çevresi için bu gece, Cumhuriyet’in gündelik hayata sızdığı nadir eşiklerden biridir.
ATATÜRK’ÜN SON YILLARI, TONUN DEĞİŞMESİ
1937–38’den itibaren yılbaşı haberlerinin tonu değişir. Daha sakin, daha içe dönük, daha az gösterişli… Ülke olgunlaşmış, rejim yerleşmiştir. Artık ispat ihtiyacı yoktur. Yılbaşı da bu olgunluğun sessiz tanığıdır.
1940’LAR: SAVAŞIN GÖLGESİNDE BİR GECE
1940’lara gelindiğinde dünya savaşın içindedir. Ankara’da yılbaşı haberleri kısalır, dil ağırlaşır. “Dünya harp içindeyken…” ifadesi sıklaşır. Eğlence tamamen geri çekilir. Evler karanlık, perdeler sıkı, sofralar mütevazıdır.
Ama yılbaşı hâlâ vardır. Çünkü yılbaşı, neşeden çok istikrarın sembolü olmuştur artık.
SON SÖZ YERİNE
1925 ile 1940 arasında Ankara’da yılbaşı:
Bir eğlence değildi.
Bir gelenek de değildi.
Bir takvimi paylaşma iradesiydi.
Bir zaman anlayışına “ben buradayım” deme biçimiydi.
Belki bu yüzden Ankara’da yılbaşı hiçbir zaman gürültülü olmadı. Ama her zaman anlamlıydı.
Ve belki de en çok bu yüzden, bugünden bakınca hâlâ konuşulmayı hak ediyor.