Ankara İmar Planı’nın Perde Arkasında Lörcher - Jansen Çatışması

Bir plan masası düşünün…

Üzerinde cetveller, pusulalar, sayısız kağıt tomarı… O kağıtlarda ince ince işlenmiş yollar, meydanlar, parklar… Ve masanın iki ucunda birbirine mesafeli duran iki adam.

Biri katı, teknik, milimetrik hesapların adamı.

Diğeri geniş ufuklu, sosyal dokuyu da unutmayan bir idealist.

İşte 1920’lerin Ankara’sında başkent planının kaderini belirleyen şey, yalnızca teknik bir tercih değil; aynı zamanda bir zihniyet mücadelesiydi.

Ankara, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayalinde sadece siyasi bir başkent değildi. Aynı zamanda çağdaşlaşmanın, genç Cumhuriyet’in şehircilikte de iz bırakacağı bir laboratuvardı. Ama bu laboratuvarın başına kimin geçeceği, nasıl bir reçete uygulanacağı, hiç de kolay belirlenmedi.

Bugün kentin sokaklarında dolaşırken bir tarafta modern caddelerin akışında Carl Christoph Lörcher’in izlerini, diğer tarafta yeşil kuşakların ve geniş meydanların ardında Hermann Jansen’in düşüncesini görmek mümkündür.

LÖRCHER: ASKER DİSİPLİNİNDE BİR PLAN

Alman şehir plancısı Carl Christoph Lörcher, Türkiye’ye geldiğinde takvim 1925’i gösteriyordu. Cumhuriyet henüz çok gençti ve Ankara’nın dar, eski dokusu yeni başkent için yeterli görülmüyordu.

Lörcher’in yaklaşımı nettir: düzen, kontrol ve fonksiyon.

Onun planında Ankara, güney yönünde genişleyen, keskin hatlarla belirlenmiş yol ağına sahip, bölgeleri kesin çizgilerle ayrılmış bir kent olarak tasarlanır. Bu plan matematiksel olarak güçlüdür. Ancak insan ölçeğini, gündelik yaşamın akışını ve sosyal dokuyu ikinci planda bıraktığı yönünde eleştiriler de beraberinde gelir.

JANSEN: YEŞİL BİR BAŞKENT HAYALİ

Lörcher planı uzun ömürlü olmaz. Kısa bir süre sonra sahneye Hermann Jansen çıkar.

Jansen’in yaklaşımı farklıdır. O, Avrupa’da yükselen “bahçe şehir” anlayışına yakındır. Ona göre şehir sadece yolların ve binaların toplamı değildir; insanın nefes aldığı, yaşadığı, sosyalleştiği bir organizmadır.

1928’de açılan yarışmayı kazanan Jansen’in planı, Ankara’nın kaderini belirler.

Bugün Atatürk Bulvarı’nın ana aksı, Kuğulu Park’tan Gençlik Parkı’na uzanan yeşil doku ve geniş meydan fikri büyük ölçüde onun yaklaşımının ürünüdür. Ankara, bu planla birlikte yalnızca büyüyen değil, aynı zamanda nefes alabilen bir başkent kimliği kazanır.

SESSİZ ÇATIŞMA: TEKNİK AKIL MI, SOSYAL AKIL MI?

Resmi belgelerde iki planlamacının açık bir çatışmasına dair kayıt yoktur. Ancak şehirler bazen belgelerden çok, izlerle konuşur.

Anlatılanlara göre Lörcher, Jansen’in yaklaşımını fazla “romantik” bulur.

Jansen ise Lörcher’in planını fazla “soğuk” ve mekanik görür.

Bu aslında yalnızca iki şehir plancısının farkı değildir. Genç Cumhuriyet’in kendi içindeki büyük sorunun da yansımasıdır:

Hızlı kalkınma mı, dengeli gelişim mi?

Disiplin mi, yaşam kalitesi mi?

GİZLENENİN PEŞİNDE YÜRÜRKEN…

Bugün Ankara’da yürürken bazen bir bulvarın düzlüğünde, bazen bir parkın beklenmedik ferahlığında durup düşünürüm.

O plan masasında sadece cetveller yoktu.

Bir ülkenin modernleşme iddiası, yeni bir hayat kurma arzusu ve Avrupa’dan taşınan şehircilik fikirleri de yan yana duruyordu.

Ve şunu söylemek gerekir:

Her şehir çizgilerle başlar.

Ama gerçek kimliğini o çizgilerin arkasındaki tartışmalar belirler.

Ankara’nın kaderini çizen o sessiz mücadelenin izleri, bugün hâlâ kaldırımlarda, meydanlarda ve bulvarlarda yaşamaya devam ediyor.