KALECİKLİ ŞEHİT SALİH’İN İKİ SAATLİK DESTANI

Bazen bir milletin kaderi iki saate sığar. Kalecikli Salih’in hikâyesi tam da böyle bir hikâye. 1900 doğumlu, yoksul bir ailenin oğlu. Kardeşlerinin biri Çanakkale’de, biri Irak’ta şehit düşmüş. Sıra ona gelince, heybeye yalnızca bir kaval konmuş. Çünkü Salih’in bir de sesi vardır. Cuma akşamları kavalını üfler, birliğe moral olur.

Kütahya–Eskişehir hattında geri çekiliş günleri… Tahtalı Baba Tepesi’nde mangasına verilen emir kısadır: “İki saat tutun!” İki saat, belki bir insan ömründe çok kısa, ama bir milletin kazandığı zamandır. Mermi daralır, nefes daralır. Teğmen vurulur. Salih onu sırtlar, “Seni gavur çizmelerine bırakır mıyım?” der ve koşar. O koşuda bir milletin onuru taşınır.

Sakarya’ya çekilir ordu. Kartaltepe, Karatepe, eski Polatlı… 31 Ağustos 1921 günü top sesleriyle yer gök titrer. Köy düşer ama köylülerin yüreği düşmez. Kadınlar, ihtiyarlar sıhhiye kafilesiyle birlikte şehitleri toplar, mezarlarını açar, elleriyle defneder. Köyün güneyindeki en yüksek tepeye bayrak asılır. Rüzgâr koparırsa yenisini takarlar. O tepe artık bir nöbet yeridir.

Yıllar sonra bir hatırat sayfasında adı yeniden okunur: “Kalecikli Salih.” Polatlı ve Kalecik belediyeleri, köy halkıyla birlikte o mezarı işaretler. Tepedeki bayrak yeniden dalgalanır. Torunlar, “Nefes aldığı bu topraklarda bulunmak, onun yaşadığı bu tepelerde olmak…” diye anlatır.

Kalecikli Salih’in hikâyesi nutuklara değil, tek bir cümleye sığar: “İki saat tutun!”
O iki saat; bir teğmenin hayatı, bir ordunun zamanı, bir köyün hafızasıdır. Ve bugün Karatepe’nin rüzgârında dalgalanan bayrağın ipi, hâlâ onun elleriyle sıkılmış gibidir.