Önceki yazımda değindiğim gibi özel yaşamımda yoğun günler geçirdim, Zafer’e güncel konularda yazma fırsatı bulamadım.Ancak, kafama takılan ve güncelliğini asla yitirmeyecek olan çok önemli bir gelişmeyi, okurlarımla paylaşmak istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde yatırımlar yapmaları ve sıkışan ekonomimize katkı sağlamaları için görüşmelerde bulunmak üzere Arap dünyasına ziyaretler gerçekleştiren devlet büyüklerimiz, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ‘Aile Birliği’ni Koruma Protokolü’ imzaladıklarını açıklamışlardı.
Bu ziyaretlerle ilgili benim aklımda kalan ana başlıklar şöyle:
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, seyahate çıkarken yaptığı açıklamalarda, “Neyi satıp satmayacağımızı en iyi biz biliriz” şeklindeki sözleri...
Seyahat dönüşü, Araplardan ülkemize 50 milyar dolarlık yatırım desteği sağlandığının açıklanması...
Bu önemli anlaşmalar arasında ne tür yatırımlara imzalar atıldığı, nelerin alınıp satıldığı konusunda hiç bir bilgi verilmedi.Sadece akıllarda kalan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın savunma sanayi teknolojisinde her geçen gün daha da önem kazanan İHA ve SİHA’ların satışı ile ilgili olanıydı. BAE’de devlet büyüklerinin katıldığı bir protokol huzurunda İHA-SİHA Sanayi Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar ile Arap yetkili törenle anlaşmayı imzalamışlardı.
İşte bir de benim aklımda kalan, BAE ile “Aile Birliği’ni Koruma Protokolü”nün imzalanması oldu.
Daha geçtiğimiz 11-12 Temmuz 2023 tarihinde Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta gerçekleştirilen NATO zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı anlaşmalar son derece önemliydi. İsveç’in teröre destek verdiği gerekçesiyle NATO’ya katılmasını daha önce veto eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu talebine çok önemli bir koşul daha eklemiş ve “ Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB)’ne üyeliğini desteklesinler, biz de İsveç’in NATO’ya üyeliğine evet diyelim” demişti, hemen arkasından da anlaşma sağlanmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan vetosunu kaldırmış, İsveç’in NATO’ya üyeliğinin yolu açılmıştı.
Bu gelişme üzerine 14 Temmuz tarihli Zafer gazetesinde “Yönümüzü Batı’ya mı Dönüyoruz?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım, Doğu’nun otokratik sistemleri ile Batı’nın demokratik uygarlıkları arasında bir türlü yerini belirleyemeyen Türkiye’nin, nihayet yüzünü Batı’ya çevirdiğini, bu gelişmenin de tüm dünyada bir heyecan yarattığını anlatmaya çalışmıştım.
Türkiye’nin AB serüveninin sonunda Litvanya’daki NATO zirvesinde çok önemli bir adım atıldığını, sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik her alanda ülkemizin ufkunun hızla aydınlanacağını düşünmüştüm.
Oysa altmış yıldan beri sürekli zigzaglı politikalarla bir türlü aralarına katılamadığımız AB’nin üyelik koşullarının başında toplumun yaşam tarzı, demokrasi, insan hakları, adalet, özgürlük, barış ve kardeşlik gibi kriterler gelir.
Şimdi olmayan kafam iyice karıştı. AB’ne tam üyelik için üye ülkelerden destek bekliyoruz, öte yandan ülkemizde haber yaptığı, yazı yazdığı için gazeteci, yazar ve medya mensuplarını hapislere tıkıyoruz, eli silaha, teröre bulaşmamış siyasetçileri, rahatsız olduğumuz konuşmalarından dolayı cezaevlerinde tutuyor ve halen bir çok muhalif milletvekilini cezalandırmak için yeni fezlekeler hazırlayıp TBMM’ne gönderiyoruz.
Yaşam tarzımızı tehdit eden, toplumumuzu ayrıştıran tarikat ve cemaatleri teşvik ediyoruz, bir zamanlar başımıza bela olan Fetullah Gülen gibi nice tarikat ve cemaatlerin palazlanmasına olanak sağlıyoruz.
En sonunda da BAE ile “Aile Birliğini Koruma Protokolü” imzalıyoruz.
Ülkemizde yapacakları yatırımlar karşılığında biz mi Arap dünyasının aile birliğini koruyacağız, yoksa Araplar mı bizim aile birliğimizi koruma altına alacaklar?!..
Yönümüzü hangi tarafa çeviriyoruz, halen anlamak mümkün değil!..