31 Mart yerel seçimleri, 15 Temmuz 2016 tarihinde atlatılan fetöcü darbe girişiminin hemen arkasından 2017 yılında gerçekleştirilen referandumda küçük bir oy farkıyla kabul edilen ve yürürlüğe konulan Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin, toplumda kabul görmediğini açıkça ortaya koydu.. Ekonomi ve piyasaları düzenleme yetkisi, tamamen merkezi hükümetin iradesinde olmasına rağmen, 2 Nisan sabahı, doların ve altının ateşinin düştüğü, toplumun, her alanda derin bir nefes aldığı görüldü.
6 Şubat depremleri ile ağır bir depresyona giren ülkemizde Mayıs seçimlerinin de hazırlıkları sürerken, toplumda büyük bir umut haline gelen Altılı Masa, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in masayı terketmesi ve yaşanan 2 Mart krizi ile yerle yeksan olmuş; “Daha şimdiden birbirlerine düştüler, devleti bunlara mı teslim edeceksiniz” diyen Cumhur İttifakı, seçimleri, ezici çoğunlukla kazanmıştı. Mayıs seçimlerinde elde ettiği başarının rüzgarına kapılarak yeni hedeflere yönelen Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yerel seçimlerden sonra yeni bir anayasa yapalım, seçim sisteminde yüzde elli artı bir oranını kaldıralım, en çok oy alan cumhurbaşkanı seçilsin” şeklindeki düşüncelerini sık sık gündeme getiriyor, sonsuza kadar koltuğundan kalkmak istemediğini açıkça ortaya koyuyordu.
Ancak, Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mayıs seçimleri öncesi topluma verdiği vaadleri gerçekleştirmekte son derece zorlandı. “Ben ekonominin kitabını yazdım, ben ekonomi profesörüyüm, Nas orada dururken sana bana ne oluyor, faiz sebeptir, enflasyon sonuç” söylemleri ile tek başına yönettiği devleti, ekonomik alanda da büyük sıkıntılara sürükledi. ABD’den getirilen ve Merkez Bankası Başkanlığı’na atanan Hafize Gaye Usluer, fazla dayanamadı ve kısa zaman sonra koltuğunu bıraktı, yerine bir başkası atandı. Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirilen eski bakan Mehmet Şimşek, gerçekçi ve bilimsel politikalarla ekonomiyi rayına oturtmaya çabaladı ise de bir seçim arefesinde ve ekonominin içerisinde bulunduğu zor koşullarda buna gücü yetmedi. Çalışanı, emekliyi, dar gelirliyi rahatlatıcı önlemler alınamadı.
Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, devletin tüm olanaklarını seferber etti, 17 bakanı ile birlikte sahaya indi, yerel seçimleri kazanabilmek uğruna nefes nefese koşturdu; “Merkezi yönetimle el ele vermezseniz hizmet gelmez, Hatay gibi mağdur olur, mahsun kalırsınız” dedi, toplumdaki kutuplaşmayı alabildiğine körükledi, ancak yirmi yılı aşkın süren güçlü iktidarının, 31 Mart yerel seçimlerinde ağır bir yara almasının, önüne geçemedi.
CHP, genç ve dinamik kadroları ile katıldığı yerel seçimlerde ipi göğüsleyerek yeni bir tarih yazdı; seçim sonrası yapılan açıklamalarda “Biz bir zafer kazanmadık, karşımızda düşmanlarımız yoktu ki buna zafer diyelim. Toplumda oluşturulmuş kutuplaşmaya, önlenemeyen ekonomik sıkıntılara karşı çıkan toplumsal mutabakat, seçimi kazandı” şeklinde yaklaşımlarda bulundular, “Parti rozetlerimizi bir kenara bırakarak toplumsal kesimlerin tamamına eşit ve adil hizmetler sunacağız” dediler. Partililerin, zafer sarhoşluğuna kapılmamalarını, aşırı ve gereksiz gösterilerden uzak durmalarını istediler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da, bu seçim sonrası yine balkon konuşmasını ihmal etmedi, “Bu seçimlerin muhatabı ben değilim, yerel yöneticiler seçildi, hayırlı uğurlu olsun” dedi ve ana başlıkları ile şunları söyledi:
“Bu seçimi demokrasimiz kazanmıştır. Bu seçim bizim için bir dönüm noktası olmuştur. 31 Mart seçimlerinden maalesef umduğumuz başarıyı yakalayamadık. Bugüne kadar 18 seçim kazandık, hep birlikte kazandık, bundan sonra da kazanarak yola revan olacağız, sizlerle birlikte kazanarak devam edeceğiz...”
Seçim çalışmaları sırasında, “Partimize oy vermezseniz merkezi hükümetten destek alamazsınız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, balkon konuşmasında, “Merkezi hükümet olarak, seçilen tüm belediyelere tarafsız şekilde hizmet vereceğiz” şeklindeki sözleri de çok dikkat çekiciydi. 31 Mart yerel seçimleri, öncesi ve sonrası ile uzun süre konuşulacaktır, tartışılacaktır. Hayırlı uğurlu olsun.