Frenç Yazıtları ve Ankaralı Aristion’un Sessiz Anlaşması
Bir süre önce gazetemizde yayımlanan “Roma Senatosu’ndaki Üç Ankaralı” başlıklı yazımızda, Roma İmparatorluk sisteminde görev almış üç önemli Ankaralıdan söz etmiştik. O yazıda ilk isim olarak andığımız Flavius Aristion, yalnızca Roma'nın yüksek yargıçlarından biri değil, aynı zamanda bugün bile Ulus’ta yükselen antik bir tapınağın satır aralarında gizlenmiş bir kimliğin taşıyıcısıydı.
Bu yazı, o hikâyenin ikinci perdesi.
Yürürken çoğumuzun gözden kaçırdığı bir taş yapı, Hacı Bayram Camii'nin hemen yanı başında, geçmişin kudretli fısıltılarını bugüne ulaştırır: Ankara Augustus Tapınağı.
Ve o taşların üzerine kazınmış bir metin: Res Gestae Divi Augusti, yani Augustus’un kendi sözleriyle yazdığı hayat hikâyesi. Bu yazıt, tarihçilerin ve devlet kuramcılarının deyimiyle dünyanın ilk büyük “devlet otobiyografisi”dir.
Tapınağın iç duvarlarında yer alan bu yazıtlar, “Frenç Yazıtları” olarak da anılır. Bu isim, 19. yüzyılda yazıtları epigrafik olarak belgeleyen Fransız araştırmacılardan gelir. Yazıtlarda Latince orijinal metin büyük ölçüde kayıptır; ama Yunanca çevirisi oldukça iyi korunmuştur.
İşte tam bu noktada, Flavius Aristion adı bir kez daha karşımıza çıkar.
Tapınak içinde yer alan Yunanca bir onurlandırma yazıtında şöyle yazar:
“…Flavios Aristion, yasaların bilgini ve halkımızın rehberi olarak bu yazıların korunmasında tanrılara yaraşır bir gayret göstermiştir…”
Bu ifade bize birkaç önemli şeyi birden anlatır: Aristion, yalnızca bir Roma yurttaşı değil, aynı zamanda Ankyra’nın kendi içinden çıkardığı bir yerli aristokrattır. Roma yasalarının bilgini olarak görev yaptığına göre, imparatorluk sisteminin hukuk taşıyıcısıdır. Ve daha da önemlisi, bu yazıtın kazınmasında ya da korunmasında etkin rol üstlenmiştir.
Yani o, bir anlamda yazıya kazınan kimliği geleceğe taşımakla görevlendirilmiş bir muhafızdır.
Bu yazıtlarda Roma İmparatorluğu’nun barıştan, adaletten, imar ve refahtan söz eden cümleleri yer alır. Ve işin ironik tarafı, bu metinler bugün bir başka cumhuriyetin başkentinde hâlâ ayaktadır.
Augustus “Cumhuriyet kurumlarını geri getirdim” derken, Flavius Aristion’un gözünden belki de bu cümle, Ankyra halkına devletle uyumun yol haritasıydı.
Ama biz bugün bu satırlara bakarken şunu da görürüz:
Bu yazıtlar yalnızca imparatoru değil, bir yerli seçkini, bir “Aristion”u da hatırlatır.
Bugün o yazıta bakarken ismini duyduğunuz kişi, sadece bir yargıç değil, bir zamanın taşıyıcısı, bir şehrin kimliğini imparatorlukla ilişkilendiren en derin hafızalardan biridir.
Yazıya kazınan her satır, aslında taşın diliyle seslenir bize.
Ve o taşlardan biri hâlâ şöyle der:
“Ben Aristion’um. Bu yazının bekçisiyim.”
Gizlenenin Peşinde kalmaya devam edeceğiz.