Mustafa Kemal Atatürk'ün kütüphanesine bakıldığında insanın karşısına bazen şaşırtıcı kitaplar çıkar. Bunların arasında öyle eserler vardır ki ilk bakışta bir bilim kurgu romanını andırır. Kayıp kıtalar, okyanusların altında kaldığı söylenen uygarlıklar, kadim semboller, unutulmuş diller...
İşte Mu Kıtası da bunlardan biridir.
Bugün birçok kişi Mu denildiğinde aklına yalnızca bir efsane getiriyor. Oysa Atatürk'ün ilgisini çeken şey, okyanusun ortasında battığı söylenen bir kıtanın romantik hikâyesi değildi. Onun asıl ilgilendiği konu çok daha farklıydı:
Türklerin kökeni.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında yeni bir devlet kurulmuştu. Ancak Atatürk'e göre bir millet yalnızca sınırlarla ayakta kalamazdı. Tarihini de bilmeliydi. Bu nedenle Türk Tarih Tezi üzerinde yoğun biçimde çalışılıyor, dünyanın dört bir yanındaki kaynaklar inceleniyor, eski diller araştırılıyordu.
Tam bu sırada Amerikalı araştırmacı James Churchward'ın ortaya attığı Mu teorisi Ankara'nın dikkatini çekti.
Churchward'a göre Pasifik Okyanusu'nda bir zamanlar Mu adı verilen büyük bir kıta bulunuyordu. Bu kıtada milyonlarca insan yaşıyor, gelişmiş bir uygarlık hüküm sürüyordu. Daha sonra büyük bir felaket yaşanmış ve kıta sular altında kalmıştı. Kurtulan topluluklar ise dünyanın farklı bölgelerine dağılmıştı.
Bugün bilim dünyası bu teoriyi kabul etmiyor.
Ancak Atatürk'ün ilgisini çeken nokta teoriye inanıp inanmamak değildi.
Sorusu başkaydı:
"Bu anlatıların içinde Türk tarihine ilişkin bir iz bulunabilir mi?"
İşte bu nedenle Mu kitapları çevrildi. Sayfalar dolusu rapor hazırlandı. Meksika Büyükelçisi Tahsin Mayatepek'ten Maya uygarlığı üzerine araştırmalar yapması istendi.
Mayatepek'in gönderdiği raporların önemli bir bölümü Maya dili ile Türkçe arasında benzerlikler bulunduğu iddiasını içeriyordu. Bazı araştırmacılar Orta Asya'daki eski Türk topluluklarıyla Amerika'nın kadim halkları arasında kültürel bağlar kurulabileceğini ileri sürüyordu.
Bugün bu görüşlerin büyük bölümü akademik çevrelerde kabul görmüyor.
Fakat burada gözden kaçan önemli bir ayrıntı vardır.
Atatürk, önüne gelen her iddiayı inceleyen bir araştırmacıydı.
Hititleri araştırdı.
Sümerleri araştırdı.
Etrüskleri araştırdı.
İskitleri araştırdı.
Maya uygarlığını araştırdı.
Mu teorisini de aynı merakla masaya yatırdı.
Aslında aradığı şey Mu değildi.
Aradığı şey Türklerin insanlık tarihindeki yeriydi.
Bu nedenle onun kütüphanesinde Mu kitapları bulunuyordu.
Bu nedenle çeviriler yaptırıyordu.
Bu nedenle dünyanın öbür ucundaki Meksika'dan raporlar istiyordu.
Bugün Mu'nun gerçekten var olup olmadığı hâlâ tartışmalı bir konu olarak duruyor.
Belki hiç var olmadı.
Belki yalnızca bir efsaneydi.
Belki de insanlığın ortak hafızasında kalmış çok eski bir felaketin yankısından ibaretti.
Fakat kesin olan bir şey var:
Mustafa Kemal Atatürk, bir kayıp kıtanın peşinde değildi.
O, Türklerin geçmişini anlamaya çalışıyordu.
Mu onun için bir hedef değil, bir ipucuydu.
Ve bazen tarihin en ilginç hikâyeleri, cevabı bulunamayan soruların peşinden yürüyen insanların bıraktığı izlerde saklıdır.