Türkiye’de evsizlik, yalnızca barınma eksikliğiyle sınırlı olmayan; ekonomik, sosyal ve politik dinamiklerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir toplumsal sorun olarak giderek daha görünür hale geliyor. Ancak sorunun büyüklüğüne rağmen, sokakta yaşayan insanların sayısına dair net ve güvenilir verilerin bulunmaması, meselenin çözümüne yönelik adımların da sınırlı kalmasına neden oluyor.

Bugün Türkiye’de evsizlerin sayısının kesin olarak bilinmemesi, konunun en dikkat çekici ve çarpıcı yönlerinden biri. Sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllülerin yaptığı sınırlı çalışmalar, ancak tahmini veriler sunabiliyor. Bu kapsamda Şefkat-Der gönüllüsü Hayrettin Bulan’ın verdiği bilgilere göre Türkiye genelinde yaklaşık 70 bin, İstanbul’da ise yaklaşık 7 bin evsizin bulunduğu öngörülüyor. Ancak bu rakamların resmi bir veri niteliği taşımaması, evsizlik sorununun gerçek boyutunun çok daha büyük olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor.

Özellikle pandemi süreci, evsizlik sorununu daha da derinleştiren bir dönüm noktası oldu. Salgınla birlikte artan işsizlik, gelir kaybı ve sosyal destek mekanizmalarının yetersiz kalması, birçok insanı barınma krizinin eşiğine sürükledi. Uzmanlar, ekonomik desteklerin yetersiz kalması halinde evsiz sayısında ciddi artışların yaşanabileceğine dikkat çekiyor.

Evsizliğin nedenleri incelendiğinde ise tablo oldukça karmaşık. Yoksulluk, işsizlik, aile içi şiddet, parçalanmış aile yapıları, ruhsal rahatsızlıklar, bağımlılık sorunları ve sosyal yardım sistemlerindeki eksiklikler, bireyleri sokakta yaşamaya iten başlıca faktörler arasında yer alıyor. Türkiye’de evsiz nüfusun büyük bölümünün 18-60 yaş aralığında olduğu belirtilirken, 18 yaş altındaki bireylerin çocuk esirgeme kurumlarında, 60 yaş üstündekilerin ise huzurevlerinde barınabildiği ifade ediliyor. Buna karşın, çalışma çağındaki yetişkin evsizler için sürdürülebilir ve kalıcı çözümlerin yetersiz olduğu görülüyor.

Evsizlik üzerine yapılan akademik ve saha çalışmalarının sınırlı olması da sorunun çözümünü zorlaştıran bir diğer etken. Veri eksikliği, hem politika üretimini hem de sosyal hizmetlerin etkinliğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle evsizliğin görünür kılınması, düzenli veri toplanması ve kapsamlı analizlerin yapılması büyük önem taşıyor.

Öte yandan, kamu kurumlarının özellikle kış aylarında yürüttüğü geçici barınma projeleri, sorunun hafifletilmesi açısından önemli bir rol oynuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından başlatılan “Evsizlere Konaklama Projesi” bu kapsamda dikkat çekiyor. 2025 yılı Kasım ayında 81 il valiliğine gönderilen genelge ile kış aylarında sokakta tek bir vatandaşın dahi kalmaması hedeflenmişti. Projenin başlangıçta 31 Mart 2026 tarihinde sona ermesi planlanırken, soğuk hava koşullarının devam etmesi nedeniyle uygulamanın 30 Nisan 2026 tarihine kadar uzatıldığı açıklandı.

Ancak uzmanlara göre bu tür uygulamalar, sorunun yalnızca geçici bir çözümünü sunuyor. Evsizlikle mücadelede kalıcı politikalar geliştirilmesi, sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi ve özellikle risk altındaki bireyler için önleyici mekanizmaların oluşturulması gerekiyor.

Türkiye’de evsizlik sorunu yalnızca sokakta yaşayan insanların değil, toplumun tamamının ortak meselesi olarak ele alınmalı. Sayıları tam olarak bilinmeyen bu insanlar, aslında görünmeyen hayatların temsilcisi. Onları görünür kılmak ise ancak veri, politika ve toplumsal farkındalığın birlikte güçlendirilmesiyle mümkün olabilir.