Tarih dediğimiz şey, çoğu zaman zafer çığlıklarının, büyük fermanların, ihtişamlı fatihlerin isimleriyle anılır. Ama asıl kırılmalar, çoğu zaman kimsenin dikkatini çekmeyen sessiz başlangıçlarda saklıdır.

Bugün size İstanbul'un, daha doğrusu Anadolu'nun kaderinin nerede, nasıl sessizce şekillenmeye başladığını sorsam, çoğumuzun aklına Malazgirt gelir, belki 1453’ün fethi deriz, belki Bizans'ın çöküşünden bahsederiz. Ama pek azımız, İstanbul'un hikâyesinin Trakya'nın bir tarlasında, gözden kaçan bir savaşla başladığını bilir.

Yıl 324…
Bugün Edirne dediğimiz topraklarda, Roma İmparatoru Konstantin ile Doğu’nun hakimi Licinius karşı karşıya gelir. Görünen yüzüyle bir iç savaştır bu; Roma tahtı için verilen klasik güç kavgası… Ama işin derininde, bu sıradan gibi görünen savaş, Anadolu'nun, İstanbul'un ve hatta Hristiyan dünyanın kaderini kökünden değiştiren bir dönemeçtir.

Çünkü bu savaşın ardından Konstantin sadece rakibini yenmekle kalmaz. Gözünü küçük bir kasabaya çevirir: Byzantion’a… Bugün bildiğimiz adıyla İstanbul’a.

Konstantin, o zaferden sonra Byzantion’u başkent yapmaya karar verir. Adını Konstantinopolis koyar, imparatorluğun merkezi artık orasıdır. Ve biz, bugünkü İstanbul’un kader çizgisinin ilk taşının o gün yerinden oynadığını çoğunlukla bilmeyiz.

Üstelik bu sadece bir şehir hikâyesi değildir.
Konstantin’in zaferiyle birlikte, o güne dek kenarda köşede baskı altında var olmaya çalışan Hristiyanlık, devletin resmi himayesi altına girer. Anadolu, sadece toprak değil, inancın ve siyasetin kesiştiği, şekillendiği bir coğrafyaya dönüşür.

İznik’te toplanan konsiller, inanç tartışmalarının en büyüğünü başlatır. Ayasofya'nın, surların, kiliselerin, sonra camilerin ve nihayetinde İstanbul'un bugünkü ruhunu besleyen kökler, işte o savaşın ardından atılır.

Bugün Trakya ovasına baksanız, sıradan bir tarla… Ama o toprak, aslında sadece ekin değil, bir medeniyetin kaderini taşır.

İstanbul'un taşları, Boğaz’ın suları, kubbelerin gölgesi hep o günün uzantısıdır. Biz çoğu zaman fethi konuşuruz, yıkımı konuşuruz, ama sessiz başlangıçları, gözden kaçan savaşları atlarız.

Oysa tarih, büyük fermanlardan önce, küçük bir tarlada başlar.

Tarih Meraklısı Dostlara Not

Edirne yakınlarındaki bu savaş, Adrianopolis Muharebesi olarak da bilinir. 3 Temmuz 324’te yapılır. Konstantin’in zaferi, İstanbul’un başkent yapılmasının ve Hristiyanlığın önünün açılmasının başlangıcıdır.

Bugün hâlâ İstanbul’un taşlarına, sokaklarına, kubbelerine bakarken, Trakya’nın o unutulmuş savaş alanını hatırlamak, belki de şehrin hikâyesini anlamanın ilk adımı olabilir.