Evlilik, tarih boyunca yalnızca iki insanın duygusal birlikteliği değil; aynı zamanda ekonomik, kültürel ve toplumsal bir kurum olarak varlığını sürdürdü. Ancak günümüzde artan hayat pahalılığı, değişen toplumsal roller ve bireysel güç dengeleri, evliliğin doğasını yeniden tartışmaya açıyor.

Peki evlilik hala aşkın bir sonucu mu, yoksa ekonomik şartların ve alışkanlıkların sürdürdüğü bir ortaklık mı?

1.⁠ ⁠Ekonomi: Evliliğin Görünmeyen Temeli

Günümüzde özellikle büyük şehirlerde kira, çocuk masrafları, yaşam standartları ve kariyer baskısı evliliği ciddi şekilde etkiliyor.

Ekonomik kriz dönemlerinde:
• Boşanma oranları bazen düşüyor (çünkü ayrılmak daha maliyetli),
• Ancak ev içi çatışmalar artabiliyor,
• Maddi bağımlılık, özellikle kadınlar açısından “katlanma” davranışına dönüşebiliyor.

Evlilik bu noktada romantik bir birliktelikten çok bir “hayatta kalma sözleşmesine” dönüşebiliyor.

2.⁠ ⁠Alışkanlık mı, Sevgi mi?

Uzun süreli ilişkilerde aşkın yoğunluğu azalırken bağlanma ve alışkanlık artar.

Ancak burada kritik soru şudur:
Alışkanlık bir güven alanı mı, yoksa duygusal tükenmişliğin kamuflajı mı?

Birçok çiftte:
• İletişim azalır,
• Fiziksel yakınlık rutinleşir,
• Tartışmalar çözümsüz döngüye girer.

Bu noktada ilişki “bitmiş” değildir ama “donmuş” olabilir. Donmuş ilişkilerde taraflar çoğu zaman ayrılmak yerine katlanmayı seçer. Çünkü alışkanlık, bilinmezlikten daha güvenlidir.

3.⁠ ⁠Katlanma Noktası: Sabır mı, Sessiz Çöküş mü?

Evlilikte sabır sağlıklı bir değerdir. Ancak sabır ile katlanma arasındaki çizgi çok incedir.

Katlanma genellikle şu durumlarda başlar:
• Ekonomik bağımlılık,
• Çocuk faktörü,
• Toplumsal baskı,
• “Bu yaştan sonra olmaz” düşüncesi.

Bu süreçte birey kendi duygusal ihtiyaçlarını bastırır. Zamanla bu bastırma;
• Öfkeye,
• Soğumaya,
• Saygı kaybına dönüşebilir.

4.⁠ ⁠Kadın Erkekten Maddi ve Manevi Olarak Güçlüyse Evlilik Yürür mü?

Bu soru aslında güç dengesiyle ilgilidir.

Toplumda geleneksel model:
Erkeğin ekonomik olarak daha güçlü olduğu yapı üzerine kuruludur.

Ancak günümüzde:
• Kadınlar daha yüksek gelir elde edebiliyor,
• Daha eğitimli olabiliyor,
• Duygusal zeka ve iletişim açısından daha güçlü bir konumda olabiliyor.

Eğer erkek taraf:
• Bu durumu tehdit olarak görürse,
• Egoyu merkeze alırsa,
• Güç kaybı hissederse, ilişkide çatışma artabilir.

Ama eğer çift:
• Gücü bir rekabet unsuru değil ortak kaynak olarak görürse,
• Rol savaşına girmezse,
• Saygı ve eşitlik zeminini kurabilirse, evlilik belki de sağlıklı yürüyebilir.

Burada mesele “kimin güçlü olduğu” değil, gücün nasıl paylaşıldığıdır.

5.⁠ ⁠Modern Evlilik: Ortaklık Modeline Doğru

Yeni nesil evliliklerde:
• Duygusal emek paylaşımı,
• Finansal şeffaflık,
• Ev içi sorumlulukların eşit dağılımı,
• Bireysel alanın korunması ön plana çıkıyor.

Romantik aşk artık tek başına yeterli değil.
Psikolojik güvenlik, ekonomik adalet ve karşılıklı saygı evliliğin temel kolonları haline geliyor.

Evlilik yürür mü sorusunun cevabı, tarafların birbirine üstünlük kurup kurmadığında değil; birbirini büyütüp büyütmediğinde saklıdır.