Dante Alighieri, İlahi Komedya’da cehennemi yerin altına kazarken bir mekân tarif etmiyordu;
bir ahlâk haritası çiziyordu.
Onun cehennemi rastgele değildi.
Tersine çevrilmiş bir piramitti: Aşağı indikçe daralan, daraldıkça insanı boğan bir yapı. Her kat, bir günahın değil; bir kopuşun karşılığıydı. İnsan, aklını ve vicdanını kaybettikçe merkeze — yani Tanrı’dan en uzak noktaya — yaklaşırdı.
Bugün Ankara’ya baktığımda, özellikle Ulus’tan Çankaya’ya uzanan eksene baktığımda, Dante’nin bu geometrisini düşünmeden edemiyorum. Çünkü bu aks da yalnızca bir ulaşım hattı değil; Cumhuriyet’in ahlâk mimarisi olarak tasarlanmış bir çizgiydi.
Ulus: Başlangıç Katı
Dante’nin cehenneminde ilk kat Limbus’tur. Ne ceza vardır ne umut. Bir bekleyiş hâli.
Ulus ise bunun tam tersidir.
Ulus, bekleyiş değil iradedir.
Kurtuluş burada başlar, kuruluş burada kurulur. Meclis yapıları, heykeller, meydanlar… Ama Ulus aynı zamanda:
Bankalar Caddesi ile finansın,
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Ziraat Bankası ile ekonomik bağımsızlığın,
PTT yapılarıyla iletişimin merkezidir.
Dante’de günah bilinçsizken yukarıdadır.
Ulus’ta bilinç en yoğundur.
Bilgi ve Kültür Katmanları
Ulus’tan Kızılay’a ilerlerken karşımıza çıkan dizilim bir tesadüf değildir:
Dil.
Tarih.
Coğrafya.
Opera Binası.
Radyo Evi.
Sıhhiye’de sağlık yapıları, bakanlıklar, Hıfzıssıhha kurumları, Zafer’de Mareşal Atatürk anıtı…
Bu aks şunu söyler:
“Cumhuriyet, önce düşünen bir toplum ister.”
Dante’nin cehenneminde akıl aşağı indikçe kaybolur.
Bu hatta ise yukarı çıkıldıkça akıl güçlenir.
Kızılay: Kırılma Noktası
Ve Kızılay…
Bir zamanlar kamusal hayatın kalbi olan bu merkez, bugün Dante’nin sekizinci katını hatırlatıyor bana: Malebolge. Yani kurnazlığın, hilenin, akılla yapılan kötülüğün katı.
“Yasal” denilerek çirkinleştirilen yapılar,
“ticaret” adına yok edilen kamusal alanlar,
bir dünya güzeli Kızılay binasından geriye kalan bir AVM enkazı…
Burada kimse bağırmaz.
Ama şehir derin bir şey kaybeder.
Bugün restore edilen Güvenpark, işte bu yüzden yalnızca bir park değil;
bu aksın ahlâki test alanıdır.
Büyükelçilikler ve Kabul
Başkent ilanından yaklaşık yedi yıl sonra büyükelçiliklerin Ankara’ya gelişi de bu aksın bir parçasıdır. Üstelik kendilerine bedava araziler verilmesine rağmen.
Çünkü zihinlerde hâlâ bir soru vardır: “İstanbul geri gelir mi?”
Zamanla Ankara kabul edilir.
Ve aks, uluslararası bir katman daha kazanır.
Çankaya: Zirve mi, Sınır mı?
Ve nihayet Çankaya Köşkü.
Dante’de merkeze inildikçe insanlıktan uzaklaşılır.
Ankara’da ise bu aks, Çankaya’da devlet aklıyla tamamlanır.
Ama bir şartla:
Eğer bu hattın anlamı korunursa.
Dante’nin Buzu ve Ankara’nın Tehlikesi
Dante’nin cehenneminin en dibinde ateş yoktur.
Buz vardır.
Çünkü ona göre en büyük günah, ihanettir.
Ve ihanetin olduğu yerde artık duygu yoktur, hareket yoktur, sıcaklık yoktur.
Bugün Ulus–Kızılay–Çankaya aksının başına gelebilecek en büyük felaket de budur:
alışmak, kabullenmek, umursamamak.
Heykellerin anlamını yitirmesi,
meydanların boşaltılması,
aksın sadece “proje” olarak görülmesi…
İşte bu, Dante’nin buzudur.
Dante cehennemi yazarken bir uyarı bırakmıştı:
İnsan, fark etmeden aşağı iner.
Ulus’tan Çankaya’ya uzanan bu aks ise bize şunu hatırlatır:
Cumhuriyet, farkında olunduğu sürece ayakta kalır.
Bu hattı korumak,
binaları değil, ahlâkı ve hafızayı korumaktır.
Ve bu, ne UNESCO listesine ne de plan notlarına bırakılabilecek bir iştir.
Bu, yaşayanların sorumluluğudur.