Yeni yıla girerken, 2026 yılının gelişini kutlamak isteyen vatandaşlar yılbaşı kutlamalarının İslam dinindeki yerini sorguluyor. Peki, yılbaşı kutlamak günah mı, haram mı ?

Diyanet İşleri Başkanlığı geçtiğimiz Cuma hutbesinde “Bu günler; değerlerimiz ve kimliğimizle bağdaşmayan eğlencelerle hayatımızı zayi ettiğimiz günler olmamalıdır. Bu günler; inancımızda ve kültürümüzde yeri olmayan sembollerle evlerin ve sokakların donatıldığı bir ortama çevrilmemelidir.” Dedi.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, kendisinin ve şeyhlerin tavsiyeleri ile yeni ve güncellenmiş bir İslam dini versiyonu hazırlandığını bu sayede ülkede Noel'in ve diğer Pagan bayramlarının artık rahatça kutlanabildiğini söylüyor.

Biz de ise Yılbaşı kutlamaları için” haram mı, günah mı tartışmaları yapılıyor.

Bu konuda en açıklayıcı bilgiyi, Türk siyasetçi, eğitimci, ideolog, gazeteci ve yazar Ayşe Sucu veriyor.

Bu tartışmaların sağlıklı yürüyebilmesi için meseleyi fıkhî hüküm, teşebbüh (benzeme) ve din–kültür ayrımı başlıkları altında ele almak gerektiği söyleyen Ayşe Sucu şöyle diyor ;

1. Haram hükmü için delil gerekir:

Usûl-i fıkıh açısından bir fiile “haram” hükmü verebilmek için açık ve bağlayıcı bir delil (nas) gerekir. Bu delil, Kur’an ayeti, Sahih ve sarih bir hadis, Ya da bu ikisine dayanan kat‘î bir icmâ olmalıdır.

Yılbaşının takvimsel olarak yeni bir yılın başlaması anlamında kutlanmasına dair, doğrudan “haramdır” diyen sarih bir nas mevcut değildir. Dolayısıyla burada fiilin içeriği hükme konu olmaktadır. Fıkıhta bu ayrım kritiktir. “Her yılbaşı kutlaması haramdır” demek, genelleme hatasıdır ve delil yükünü taşımaz.

2. Gayrimüslime Benzemek ne demektir?

Sıkça delil olarak sunulan “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır” hadisi, dini kimliği ifade eden sembolleri bilinçli taklidi konu alır.

Klasik fıkıh eserlerinde gayrimüslime Benzemek, Dini ritüeller, İnanç sembolleri, Kimliği belirleyen özel ibadetler üzerinden değerlendirilir.

Ancak takvim kullanmak, yeni yıl girişi vesilesiyle dünyevi bir sevinç yaşamak ya da bir yılı geride bırakmayı muhasebe vesilesi yapmak, dinî sembol taşımaz. Bugün miladi takvimi kullanan bütün İslam ülkeleri, bunu “Hristiyanlara benzeme” niyetiyle yapmaz; küresel zaman sistemi olarak kullanmaktadır. Niyet ve anlam yoksa, teşebbüh de yoktur.

3. Asli dinî kültür ile dış unsurlar neden ayırt edilemiyor?

İslam dünyasında en büyük sorunlardan biri, din ile tarihsel-kültürel reflekslerin karıştırılmasıdır. Bunun birkaç sebebi vardır. Örneğin Fıkhın maksad merkezli (makasıd) okunmaması Tedbirin takvaya, takvanın harama dönüştürülmesi, Kimlik savunusunun fıkhın önüne geçmesidir.

Oysa İslam tarihinde Müslümanlar, Pers takvimini, Roma idari sistemini, Yunan felsefi kavramlarını alıp İslamileştirmiş, fakat dinin özüyle çelişmeyen unsurları “haram” ilan etmemiştir. Bugün ise “bizden olmayan her şey” refleksiyle, mubah alan daraltılmakta, bu da dini yaşanamaz hale getirmektedir.

“Haram” demek, isabetli değildir”

Takvim değişimini esas alan, dinî bir sembol taşımayan ve haram unsurlar içermeyen kutlamalara “haram” demek, fıkhî açıdan isabetli değildir.

İslam, hükümlerini keyfî biçimde koymaz; hikmet, maslahat ve insanın korunması ilkesine dayandırır. Örneğin içkinin haram kılınışı aklı, bedeni ve toplumu koruma amacına yöneliktir. Bugün Dünya Sağlık Örgütü’nün içkiyi açık biçimde sağlığa zararlı ilan etmesi, bu yasağın hikmet boyutunu çağdaş verilerle teyit etmektedir. Bu durum, İslam’ın yasaklarının insan fıtratını ve toplumsal düzeni esas alan bir sistemin parçası olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla fıkhî değerlendirmede yapılması gereken, haramı haram olduğu için, mubahı da keyfî gerekçelerle haramlaştırmadan ele almaktır. İlmi tutarlılık ve dinin maksadı, bunu zorunlu kılar. Bu çerçevenin dışına çıkan iddialar ise, ilmî delil ve usûl bakımından laf-ı güzaftır!..”