Bir taraf daha çok düşünür, daha çok çabalar, daha çok affeder. Diğer taraf ise çoğu zaman bu emeğin konforunda yaşar. Sevgi eşit dağılmadığında, ilişkide görünmeyen bir ağırlık oluşur. Ve o ağırlık genellikle tek bir kalbin omuzlarındadır.
Fedakarlık mı, Görülme İhtiyacı mı?
İlişkilerde fedakarlık kıymetlidir. Ancak sürekli aynı kişi fedakarlık yapıyorsa, bu artık sevginin büyüklüğünden değil, dengesizliğinden söz etmeyi gerektirir. Çünkü insan sadece sevmek değil, sevildiğini hissetmek de ister.
Karşılık bulmayan sevgi zamanla bir iç muhasebeye dönüşür.
“Ben neden hep anlayan tarafım?”
“Neden ben daha çok çabalıyorum?”
Bu sorular yüksek sesle söylenmese bile kalpte yankılanır. Ve o yankı, bir süre sonra kırgınlığa dönüşür.
Sevginin Sessiz Yorgunluğu
Tek taraflı sevgi ilk başta güçlü görünür. Seven kişi gurur duyar; “Ben daha çok seviyorum” der. Ama zaman geçtikçe bu cümle bir övünçten çok bir yalnızlık itirafına dönüşür.
Çünkü sevgi paylaşıldıkça hafifler, taşındıkça ağırlaşır.
Bir ilişkide biri sürekli veriyor, diğeri sadece alıyorsa; biri konuşmak için çabalıyor, diğeri susmayı tercih ediyorsa; biri anlamaya çalışıyor, diğeri anlaşılmayı bekliyorsa… Orada sevgi yavaş yavaş yorulur.
Ve en tehlikelisi şudur: Yorgun sevgi bağırmaz. Sessizleşir.
Alışkanlık mı, Bağımlılık mı?
-Alışkanlık-
Bir ilişkide kalmak o ilişkiyi yaşamak anlamına gelmez. Belki de geldiği anlamlar oldukça fazladır; Ego, yalnız kalma korkusu, toplumsal baskı, ekonomik kaygılar, çocuklar… İnsan bazen sevgiden değil, düzenin bozulmasından alışkanlığına yenik düşer...
-Bağımlılık-
Tek taraflı sevgi çoğu zaman bağımlılıkla karıştırılır. Oysa bağımlılık, sevgiden değil eksiklik hissinden beslenir. Seven kişi karşılık görmedikçe daha çok verir; daha çok verdikçe daha çok bağlanır.
Seven Taraf Bir Gün Susar mı?
Belki de tek taraflı sevginin en belirgin sonu budur: Seven taraf bir gün susar.
Aramaktan vazgeçer.
Anlatmaktan vazgeçer.
Beklemekten vazgeçer.
Belki de yeri gelir kendinden vazgeçer...
İşte o an ilişki gerçekten kırılır. Çünkü sevgi bittiği için değil, karşılık bulamadığı için içe çökmüştür.
Sevgi eşit dağılmadığında, ilişki ayakta kalabilir ama ruhu eksik kalır. Gerçek sevgi; iki kişinin de sorumluluk aldığı, iki kalbin de görünür olduğu bir dengede yaşar. Kimse sürekli güçlü olmak zorunda değildir. Kimse sürekli anlayan, affeden, sabreden taraf olmak zorunda değildir.
Sevgi bir yarış değil, ortak bir yürüyüştür.
Ve o yürüyüşte biri sürekli önde, diğeri sürekli geride kalıyorsa; orada yan yana değil, ayrı ayrı gidiliyor demektir.
Belki de asıl mesele şudur:
Birini çok sevmek değil, sevginin karşılıklı ve adil olmasıdır.
Çünkü sevgi eşit dağılmadığında, en çok seven kaybeder.