Devletlerin en büyük gücü, yalnızca sahip oldukları topraklar değildir.
Asıl güç, henüz elde edilmemiş gelirleridir.
Çünkü bir köprü yalnızca çelikten ibaret değildir. Bir otoyol yalnızca asfalt değildir. Onlar, her gün üzerinden geçen binlerce aracın bıraktığı görünmez bir akıştır. Her geçiş, geleceğe yazılmış küçük bir gelir notudur.
Şimdi o notların tamamı, daha okunmadan el değiştirmeye hazırlanıyor.
İktidar, Türkiye’nin en önemli ulaşım damarlarından bazılarını — iki büyük köprü ve yedi otoyolu — uzun yıllar boyunca işletme hakkıyla birlikte devretmeyi değerlendiriyor. Bu, yalnızca bir işletme değişikliği değildir. Bu, henüz doğmamış gelirlerin bugünden devredilmesidir.
Yani devlet, yıllar boyunca parça parça kasasına girecek geliri, bugün toplu bir bedel olarak alacaktır.
Bu yöntem, bu topraklara yabancı değildir.
Osmanlı’da buna “iltizam” denirdi.
Devlet, gelecekte toplayacağı vergiyi bugünden birine devreder, karşılığında peşin para alırdı. O andan sonra zamanın yönü değişirdi. Gelecek artık devletin değil, o hakkı satın alanın olurdu.
Bugün köprülerden geçen her araç, otoyollardan akan her tekerlek, aslında yalnızca bir yolculuk yapmaz. Aynı zamanda bir ekonomik zaman çizgisi üzerinde ilerler.
Normal şartlarda bu gelir, yıllar boyunca devletin kasasına akacaktır.
Ama eğer bu hak devredilirse, o akışın yönü değişir.
Devlet, geleceği beklemek yerine, onu bugüne çağırır.
Bu bir tercih olabilir. Bir ekonomik planlama yöntemi olabilir. Bir kaynak yaratma aracı olabilir.
Ama her durumda değişmeyen bir gerçek vardır:
Artık satılan yalnızca bir köprü değildir.
Satılan, o köprünün henüz gerçekleşmemiş yıllarıdır.
Artık devredilen yalnızca bir otoyol değildir.
Devredilen, o yolun henüz yaşanmamış zamanıdır.
Yüzyıllar önce bu topraklarda bu işlemi yapan kişiye mültezim denirdi.
Bugün o kelime kullanılmıyor.
Ama köprü aynı köprü.
Yol aynı yol.
Ve zaman hâlâ aynı soruyu soruyor:
Devlet, geleceğini mi yönetiyor,
yoksa geleceğini bugünden mi elden çıkarıyor?